Kerry Way – İlk solo yürüyüş

Kerry Way – İrlanda
İrlanda’nın en uzun dairesel rotası · 200 km · County Kerry
🌤️ Sezon: Nisan–Ekim
Ben Ne Zaman Yürüdüm
Ağustos 2023
Yürüme Süresi
8–10 gün
Mesafe
~200 km
Toplam İrtifa Kazanımı
~5.400 m (iniş + çıkış toplamı)
En Yüksek Nokta
~385 m (Windy Gap civarı)
Başlangıç / Bitiş
Killarney → Killarney (dairesel rota)
Konaklama
B&B · Hostel · Kamp alanları
Zorluk
🧗‍♀️ Teknik: Yok
🥾 Fiziksel: ★★★☆☆
Öne Çıkanlar
  • Killarney National Park ve Lakes of Killarney manzaraları
  • Black Valley ve Muckross House geçişi
  • Atlantik kıyısında Ring of Kerry panoraması

Başlamadan

Aslında nasıl başladığını tam olarak hatırlamıyorum, ama doğada tek başıma olma fikri hep bir hayalimdi. Belki doğa sporlarına ilgi duymaya başladığım ilk yıllarda izlediğim “Into the Wild” filminin etkisiyle zihnime kazındı, belki de zaten bir yerlerdeydi.

Ama bu hayal hiçbir zaman gerçekleşmedi. Hep bir şeyler eksikti. Bazen zamanım, bazen bütçem, bazen de fiziksel yeterliliğim… “Şimdi değil” dedim defalarca, “Biraz daha güçlenmeliyim, tecrübe kazanmalıyım.” Böyle böyle yıllar geçti.

Sonra 2023 yazı geldi. Çalıştığım şirketin 10 günlük blok tatili için bir plan yapmam gerekiyordu. İşte o an fark ettim: O eski bahanelerimin artık hiçbir geçerliliği yoktu. Artık ne zamanım ne de param eksikti. Geriye tek bir şey kalıyordu: İlk adımı atmak.

Ama işin en zor kısmı da buydu. Bir yanım yapabileceğime şüphesiz inanıyor, diğer yanım “Ya düşündüğün kişi değilsen?” diye içimi kemiriyordu. Ya sandığım kadar güçlü değilsem? Ya bu sadece romantik bir hayalse? Cevabı bulmanın tek yolu vardı: denemek. Kendi iç sesimi susturabilmek için bilinmezliğe doğru ilk adımı attım. Ve geri dönüş ihtimalini ortadan kaldırmak için uçak biletlerimi aldım.

Rotaya karar verirken

Yıllarca ilk solo yürüyüşümü Fransa’dan başlayıp İspanya’da son bulan Camino de Santiago’da yapma fikri hep aklımın bir köşesindeydi. Ancak son yıllarda bu rota üzerinde yaşanan güvenlik sorunları, yolun tamamının 40 günden uzun sürmesi, kasabalardan ve tali yollardan çok fazla geçmesi nedeniyle doğada geçirilen sürenin sınırlı olması, ve hali hazırda Schengen vizemin olmaması beni bu plandan uzaklaştırdı.

Rotaya karar verirken benim için altı temel kriter vardı. Öncelikle güvenlik, ardından rotanın zamanımı yeterince doldurması ve yeterince zorlu ama ilk solo denemem için dengeli bir seviyede olması gerekiyordu. Bunun yanında ağustos ayında çıktığım için havanın uygun şartlarda, çok bunaltıcı olmaması gerekiyordu. Ayrıca sınırlı hazırlık sürem nedeniyle hali hazırda vizemin olduğu ya da vizesiz bir yer olması gerekiyordu. Son olarak, ilk kez göreceğim bir yer olmasını istiyordum—böylece hem fiziksel hem de zihinsel olarak yeni bir keşfe çıkabilecektim.

Kerry Way windy gap
Kerry Way -Windy Gap

Tüm bu kriterleri göz önünde bulundurunca, elimde hali hazırda Birleşik Krallık vizem olduğu ve daha önce hiç gitmediğim için İrlanda’ya odaklanmaya karar verdim. Uzun mesafe yürüyüş rotalarını araştırmaya başladığımda, İrlanda’nın tahmin ettiğimden çok daha fazla uzun yürüyüş parkuruna sahip olduğunu keşfettim.  İrlanda kuzeyde olduğu için Ağustos ayında hava sıcaklığı uzun yol yürümek için oldukça idealdi.

Böylece, yıllardır hayalini kurduğum tek başına yola çıkma fikrini bambaşka bir rotada, İrlanda’nın peri masalını andıran Kerry yolunda olmasına karar verdim.

Kerry Yolu

Kerry Yolu, yaklaşık 200 km uzunluğunda (alternatif rotalarla 214 km’ye kadar uzayabiliyor) ve İrlanda’nın en ünlü yürüyüş rotalarından biri. Killarney’den başlayıp yine aynı noktada sona eriyor. Aynı bölgede ünlü Ring of Kerry sürüş rotası da bulunuyor. Özellikle karavan ve motosiklet sürüşçülerinin tercih ettiği bu yol, Kerry Yarımadası’nı dolaşarak yürüyüş rotası kadar olmasa da etkileyici manzaralar sunuyor. Yani yürümek istemeyen ama bölgeyi keşfetmek isteyenler için güzel bir alternatif.

Deniz manzaralı yemyeşil yamaçlar ve kıvrımlı Kerry Ring yolınun görüntüsü.
Kerry Ring Yolu

Yürüyüş rotası ise gerçekten birden fazla farklı katmanı içinde barındıran, sürprizlerle dolu bir parkur. Yemyeşil ormanlardan, dağ geçitlerinden, İrlanda bozkırlarından ve turkuaz koylardan geçerken, aynı gün içinde üst üste aynı manzarayı görmediğiniz, sürekli değişen bir akışın içinde yürüyorsunuz. 9-10 günlük bir sürede bu kadar farklı doğa manzarasını görmek, her yürüyüş rotasında karşılanabilecek bir istek listesi değil. Ancak, ilk solo yürüyüşümü bugün planlıyor olsam, zorluğuna rağmen, her gün farklı bir şekilde ilginçleştiği ve beni her seferinde daha fazla keşfetmeye ittiği için yine Kerry Yolu’nu seçerdim.

Yeşil bitkilerle kaplı, taşlı bir patika görünümü. Patika, yoğun ağaçların arasında, doğal bir ortamda ilerliyor.

Yol boyunca Keltler’den kalma tarihi kalıntıları görmek hatta Atlas okyanusuna girmek de (İrlanda havasına rağmen) mümkün. Rotanın büyük bir kısmının doğanın içinde olması ve yerleşim yerlerine yalnızca sınırlı ölçüde uğraması büyük bir avantaj.

Bu rota, ortalama 8 ila 10 gün arasında tamamlanabiliyor. Elbette kişisel performansa ve tercihlere bağlı olarak daha kısa sürede bitirmek ya da yürüyüş süresini uzatmak da mümkün. Ben 9 günlük bir plan yaparak yola çıktım; zaten zamanım da en fazla bu kadar uzatmama izin veriyordu.

Kerry Yolu haritası, İrlanda'nın güneybatısında yer alan yürüyüş rotası hakkında bilgi vermektedir. Harita üzerinde bölge, yol ve yerleşim alanları renkli hatlarla gösterilmektedir.
Kerry Trail

Yolun döngüsel bir rota olması, yani başlangıç ve bitiş noktasının aynı yerde bulunması, büyük bir kolaylık sağladı. Bu sayede, başlangıçta ihtiyaç duymayacağım eşyaları burada bırakıp dönüşte tekrar alabilme imkânım oldu.

Rotanın Zorluğu

Rotanın zorluk seviyesi, tercihleriniz, geçmiş benzer deneyimleriniz ve fiziksel hazırlığınız doğrultusunda değişiklik gösterebilir. Taşıdığınız yük, rotayı kamplı mı tamamlamak istediğiniz veya kaç günde bitirmeyi planladığınız gibi faktörler zorluk seviyesini artırıp azaltacaktır.

Bu rotayı zorlaştıran en önemli şeyler, Avrupa’daki benzer rotalara kıyasla daha fazla iniş-çıkış içermesi, eğer 9 gün ya da daha hızlı tamamlamayı düşünüyorsanız bazı günlerin 30 km’yi aşan yürüyüşler barındırması ve en önemlisi, sık yağış alan bir bölge olduğu için hava şartlarının zorlu ve yolların çamurlu olabilmesi. Bu yüzden, rotayı tamamlamak isteyenler için öncesinde benzer uzunlukta ama biraz daha kolay parkurları denemek, Kerry yolunu tamamlama ihtimalini artıracaktır. Tabii ki zamanı daha kısıtlı olanlar, rotanın tamamını yürümek yerine kısa bölümler halinde de keşfedebilir.

Genel olarak, ben rotayı orta zorlukta bulduğumu söyleyebilirim. Rotayı tamamlamak için tercihim tüm kamp malzemesini & yolun yarasına yetecek yiyeceği taşımak ve olabildiğince kamp yaparak ilerlemek şeklindeydi.

Hava Koşulları

İrlanda, şimdiye kadar gördüğüm en değişken hava koşullarına sahip ülke olabilir. Aynı gün içinde güneşin açmasını, ardından fırtınaların kopmasını ve kısa bir süre sonra tekrar havanın düzelmesini – üstelik bunun birkaç kez tekrarlanmasını – görmek oldukça sıradan. Bu anlamda su geçirmeyen kıyafet ve malzemeler ile gitmek bu yol için olmazsa olmaz.

Geniş yemyeşil bir çayırda, uzaktan görünür dağlar ve deniz manzarası ile birkaç koyun otlamaktadır.
Yaklaşan yağmur bulutları

Yürüyüş için en uygun dönem genellikle Mayıs ile Eylül ayları arası olarak öneriliyor. Ben Ağustos ayında yürümeme rağmen, gündüz sıcaklığı ortalama 18-19°C civarında seyrederken, geceleri 10-11°C’ye kadar düşüyordu. Türkiye’de alışık olduğumuz sıcaklıklara kıyasla aynı dönem için oldukça serin olduğunu söyleyebilirim.

Bununla birlikte, Ağustos ayında gün batımının akşam 11’e kadar uzaması büyük bir avantaj sağlıyor. Güneş ışığından uzun süre faydalanabilmek, özellikle bazı etapları ancak akşam 9-10 civarında tamamlayabildiğim için, oldukça işime yaradı.

Rota takibi

Kerry Yolu işaretli bir rota, yani belirli aralıklarla rotanın nereden geçtiğini gösteren işaretler mevcut. Bunun yanında patika yol da oldukça belirgin ve genel olarak yolu kaçırmanıza izin vermiyor. Ancak hava koşulları ve yoğun çamur, hem patikayı hem de yolu seçmenizi zorlaştırabilir. Buna önlem olarak, gitmeden önce indirebileceğiniz offline haritalarla yolu takip etmek oldukça kolay.

Geniş bir doğa manzarasında mor çiçekler ve yeşil alanlar, mavi gökyüzü ve beyaz bulutlar arasında bir yürüyüş rotası işareti görünmektedir.
Yol boyunca işaretler

Ben trekking rotalarım için Hiker ve Komoot uygulamalarını kullanıyorum. İkisinin de artıları ve eksileri olduğu için her ikisini aynı anda kullanıyorum, ancak sadece biriyle de ilerlemek mümkün. Özellikle rotadan çıktığınızda uyarı veren bir uygulama, dalgınlık yaşasanız bile sizi yönlendirdiği için neredeyse kaybolma riskinizi sıfıra indiriyor.

Rota Bölümleri

9 gün boyunca yürümek isteyenler için genel olarak takip edilen rota aşağıdaki gibi şekilleniyor. Ben de bu rotayı tercih ettim. Bu bölümlendirmenin temel nedeni, her etabın başlangıç ve bitiş noktalarının bir yerleşim merkezine ulaşması ve dolayısıyla konaklama, yiyecek-içecek gibi hizmetlere erişim sağlaması. Bunun yanında 4 ve 5. günler dışında zorluk açısından iyi bir bölümlendirme olduğunu söyleyebilirim. Sadece bu iki günü oldukça uzun ve yorucu buldum. ( Detayları aşağıda bölümlerde aktaracağım)

Özellikle kamp yapmayı tercih etmeyen ve yol üzerindeki tesisleri kullanacak olanlar için bu planlama oldukça önemli. Yoğun dönemlerde varış noktanızdaki konaklama yerleri dolu olabilir, bu durumda etapları uzatmak veya kısaltmak gerekebilir. Bu yüzden esneklik payı bırakmak ve alternatifleri gitmeden göz önünde bulundurmak iyi bir strateji olacaktır. Bu bölgelerin bir kısmı yaz tatilcilerinin de uğrak noktası olduğu için sahil taraflarında uyguna kalacak bir yer bulmak zorlu olabilir. Kamp yapmayı düşünmüyorsanız önden rezervasyon yaptırmanızı öneririm. Çünkü vardığınız bir kasabada hiç yer olmadığı için bir 5 6 km daha yürümeniz gerektiğini son anda öğrenmek can sıkıcı olabilir.

BaşlangıçBitişMesafe (Km)
1KillarneyBlack Valley23
2Black ValleyGlencar18
3GlencarGlenbeigh14
4GlenbeighCahersiveen30
5CahersiveenWaterville30
6WatervilleCaherdaniel13
7CaherdanielSneem17
8SneemKenmare30
9KenmaraKillarney25

3 ve 5 üzerinde alternatif iki yol mevcut. Seçtiğiniz yola göre mesafe uzayabilir. ( Ben daha kısa ve manzaralı versiyonlarını seçtim)

8 gün yürümek isteyenler için 2. ve 3. günleri ya da 6. ve 7. günleri birleştirmek bir seçenek olabilir. Ancak bu, oldukça uzun ve zorlu bir gün anlamına gelecektir.

Daha uzun sürede tamamlamak isteyenler ise 4. veya 5. günleri ikiye bölebilir. Ancak bu durumda, konaklama seçeneklerini önceden araştırmak veya kamp yapmayı düşünmek gerekir. Çünkü bazı bölümlerde uzun süre yerleşim yerine rastlamayabilirsiniz.

Benim tercihim olabildiğince kamp yapmak ve esnek davranmaktı. Bu nedenle yola çıkmadan önce Killarney’de sadece yola başlamadan ilk gün için konaklama ayarladım, geri kalan günler için önceden rezervasyon yapmadan yürüyüşe başladım.

Slieve Bloom Manor adlı konaklama yerinin ön cephesi, giriş kapısı kırmızı ve yanında birkaç saksı bitkisi bulunan bir bina.
Killarney’de kaldığım hostel

Kamp

İrlanda’da özel işletilen kamp alanları dışında kamp yapmak oldukça zor ve kısıtlı. Beni de şaşırtan bir şekilde, ülkenin büyük bir bölümü özel mülkiyet olduğu için kamu arazisine erişmek neredeyse imkânsız. Yol boyunca geçen alanların hemen hemen hepsi çitlerle ve dikenli tellerle çevrilmiş, sahiplenilmiş durumda. Ormanlar, dağlar, şelaleler bile 😊.Bu nedenle, arazinin sahibinden izin alarak kamp yapmak teorik olarak mümkün olsa da,  çoğu zaman ulaşabileceğiniz birini görmek oldukça zor.

Bir ormanlık alanda kurulu gri kamp çadırı, yeşil çimlerin ve ağaçların arasında yer alıyor.
Wild camp yapabildiğim nadir anlardan biri

Bunun yanı sıra, İrlanda’nın sürekli yağış alan iklimi nedeniyle birçok arazi suyla kaplı oluyor. Genellikle zeminin 3-4 parmak suya batmış olduğunu görmek mümkün. Sonuç olarak, hem dikenli telleri aşmadan hem de kuru bir alan bularak kamp yapmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu durum, doğanın içinde tek başıma kamp yapma hayalim açısından hayal kırıklığı yarattı.

Özel işletilen kamp alanları ise oldukça sınırlıydı. Hatta bazı kasabalarda hiç kamp alanı bulunmuyordu. Bu nedenle, toplamda sekiz gecelik rotam boyunca yalnızca yarısında kamp yapabildim. Bunlardan sadece bir tanesi doğada, yani gerçek anlamda bir “wild camping” deneyimi oldu.

Su kaynakları

Rota boyunca doğal su kaynağı oldukça fazla, bu nedenle yanınıza çok fazla extra su taşımanıza gerek yok. Gün içerisinde birçok kez suyunuzu doldurma fırsatınız olacaktır. Ancak bu kaynakların neredeyse tamamı doğal olduğu için suyun güvenliğini sağlamak adına yanınıza su arıtıcı filtre veya arıtma tableti almanız faydalı olacaktır.

Bir dere ve etrafındaki sarının tonlarıyla bezenmiş çiçekler, yeşil çayırlara akan suyun görüntüsü.

Hazırlık

Solo bir yolculukta hazırlık aşaması, yolu başarıyla tamamlamak için en önemli noktalardan biri. Fiziksel hazırlık çoğu zaman ilk akla gelen konu olsa da, benim listemde daha son sıralarda yer alıyor. Ancak tabi ki olmazsa olmaz. Özellikle ilk defa uzun bir yürüyüş planlayanlara, en az üç ay önceden hazırlıklara başlamalarını ve düzenli aralıklarla doğada uzun, hatta birkaç gün süren yürüyüşlere katılmalarını öneririm. Böylece hem fiziksel hem de zihinsel olarak yolculuğa hazır hale gelebilirsiniz.

Bunun yanında yürüyüş sırasında karşılaşılabilecek zorluklara gerçek anlamda hazır olabilmek için rotayı önceden detaylıca incelemek, planınızı dikkatlice oluşturmak ve her türlü hava ve arazi koşuluna uygun malzemelerle donanmayı çok daha önemli buluyorum. Bu hazırlıklar yalnızca yürüyüşün konforunu artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yolculuğu başarıyla tamamlama ihtimalinizi de büyük ölçüde yükseltiyor.

Özellikle bir rehber olmadan, kendi kararlarınızı vererek çıkacağınız yürüyüşlerde, rotayı iyi öğrenmek beklenmedik koşullarla başa çıkmak açısından son derece önemli. Ben kendi yolculuğumdan önce, hem çeşitli bloglardan hem de Kerry Way rehber kitabından yararlanarak mesafeler, yerleşim yerlerine uzaklık, su kaynakları, kamp alanları ve arazi koşulları gibi tüm ayrıntıları detaylıca araştırdım ve nerdeyse yolu ezberledim. Ayrıca yürüyüş sırasında kullanabileceğim küçük bir haritaya da önemli notlarımı işaretledim. Bu tür önlemler özellikle doğada kamp yapmayı planlayanlar için olmazsa olmaz; aksi halde kilometrelerce yürüyüp uygun bir kamp alanı bulamayarak zor durumda kalabilirsiniz.

Planı çıkarırken kullandığım iki blog vardı. İkisi de detaylı olarak bilgilendiriyor. Rehber kitaplarındansa gerçek deneyimleri okumak bana her zaman daha fazla katkıda bulunuyor.

https://toughsoles.ie/blog/the-kerry-way-part-one

Bunun yanında Kerry way’in offical sitesinden de haritalar, işletmeler vs hakkında bilgi alabilirsiniz.

https://www.kerryway.com

Bunların yanı sıra, tek başınıza bir yürüyüşe çıkmadan önce yapmanız gereken en önemli şeylerden biri, rotanız ve planladığınız konaklama yerleri hakkında bir yakınınızı bilgilendirmek ve mümkün olduğunca yürüyüş boyunca nerede olduğunuz hakkında düzenli aralıklarla haber vermektir. Ben de kendi yolculuğumda tam olarak bunu yaptım ve gün gün hazırladığım planın bir örneğini yakınlarıma bıraktım.

Rotayı öğrenmenin dışında, diğer bir hazırlık aşamasını da malzemeler için harcadım. Yıllarca bu faaliyetleri hep grup içinde yaptığım için malzemelerim tek başıma taşımam açısından fazla ağır kalıyordu. Uzun mesafeli yürüyüşlerde önerilen sırt çantası ağırlığı, toplam vücut ağırlığınızın yaklaşık %20-25’i kadardır. 9 günlük bir kamplı yürüyüşte ise çadır, uyku tulumu, mat, ocak, pişirme ekipmanları ve yiyecekler bu ağırlığın büyük kısmını oluşturuyor. Bu nedenle yolculuğuma başlarken yanıma sadece 9 günlük yolun yarısına yetecek kadar yiyecek aldım. Kalan kısmını ise güzergâh üzerindeki yerleşim merkezlerinden temin etmeyi planladım.

Dağ yürüyüşü için hazırlık aşamasında bulunan karışık bir malzeme yelpazesi; çanta, yiyecekler, kişisel eşyalar ve diğer ekipmanların yer aldığı bir yer.

Bu bağlamda, kamp malzemelerimi yeniden gözden geçirerek mümkün olduğunca hafif olanları seçmeye özen gösterdim ve toplam sırt çantası ağırlığımın (günlük taşıdığım sular dâhil) 16-17 kg’ı geçmemesine dikkat ettim.

Bu tarz solo ve kamplı bir yolculukta minimalist olmak (her ne kadar bunda çok zorlansam da) elzem. Yalnızca sınırlı sayıda doğru malzemeyi yanıma almaya çalışıyorum.

Bir diğer önemli konu da malzemelerin gideceğiniz bölgenin iklim koşullarına uygun olması. İrlanda, bitmek bilmeyen yağışlarıyla ünlü bir ülke olduğundan üzerinizdeki kıyafetlerin yanı sıra çadırınızın ve sırt çantanızın da su geçirmez olması gerekiyor. Ayrıca zeminin sürekli ıslak olmasından dolayı, Türkiye’deki gezilerimde çok kullanmadığım ancak Birleşik Krallık bölgesinde oldukça yararlı bulduğum çadır zemin örtüsünü kullanmanızı öneriyorum.

Yola çıkış

İrlanda Schengen ve birleşik krallık vizelerini kabul ediyor ancak birleşik krallık vizesi ile giriş yapmak istiyorsanız son 6 ayda UK’e giriş yapmanız şartı bulunuyor. Bu 6 ay kısmı kritik çünkü ben aslında gitmeden baktığım kaynaklarda aynı vize geçerliliği süresince yeterli olarak görmüştüm ancak kapıdaki memurlar 6 ay içerisinde olup olmamasına dikkat etti özellikle.

Yürüyüş rotasının başlangıç noktası olan Killarney’e gitmek için önce Dublin’e uçak bileti aldım. Killarney’e cumartesi akşamı varacaktım ve pazar günü her yer kapalı olacağı için kamp sırasında kullanacağım gaz ocağını Dublin’den almam gerekiyordu (gaz ocağı uçakta yasak olduğu için Türkiye’den götürememiştim). Seyahatimden önce Dublin’deki bir outdoor mağazasından gaz ocağı, çadır örtüsü ve bıçak gibi gerekli ürünleri internet üzerinden satın aldım ve teslimat noktasını mağaza olarak seçtim.

Aslında ürünleri teslim almak için yeterince vaktim olduğunu düşünüyordum, ancak uçağım rötar yapınca durum bir anda değişti. Dublin’e indiğimde outdoor mağazasına uğrayıp ürünleri aldıktan sonra trene yetişmem için çok kısıtlı bir zamanım kalmıştı. İrlandalılar çalışma saatleri konusunda oldukça katılar; mağazadan kapanışı 10 dakika geciktirmelerini rica ettik ancak kabul etmediler. Son çare olarak ben uçaktayken eşim mağazayı telefonla arayıp ürünleri yan taraftaki bara bırakmaları konusunda çalışanları ikna etmişti ki ben mağazanın kapanmasına 1 2 dakika kala yetiştim ve taksiyi bekleterek ürünlerimi teslim aldım. Ardından hızla tren istasyonuna geçip trene yetiştim.

Ürünleri teslim alamasaydım tahminen yürüyüşe geç başlamak ya da planımı tamamen değiştirmek zorunda kalacaktım. Sanırım tüm seyahat boyunca beni en çok strese sokan anlar bu süreçte yaşandı.

Trenle aktarma yaparak Killarney’e vardığımda akşam olmuştu. Sırtımda büyük sırt çantam, kucağımda ise fazla eşyalarımı bırakmayı planladığım küçük sırt çantasıyla hostele doğru yürümeye başladım. Yükler nedeniyle pek rahat olmayan bu yürüyüş yaklaşık 15-20 dakika sürüyordu. Yol üstündeki bir benzin istasyonunda kısa bir mola verdim ve çıktığımda arabadan bana doğru bağıran, laf atan sarhoş gençlerle karşılaştım. İrlanda’yı tercih etmemin en önemli nedenlerinden biri kadınlar için “görece” güvenli bir ülke oluşuydu. Neyse ki bu olay kısa sürdü ve daha ileri gitmedi. Ancak tabi ki daha yürüyüşe çıkmadan zihnimi korku ile bulandırdı. Hostele moralim bozuk bir şekilde yürürken aklımda hep şu soru vardı: “Dünya üzerinde kadınlar için gerçekten güvenli bir yer var mı?”

Yatak odasında açık ve kapalı ranza düzeni, yerde giysi ve eşyalar var.
Slieve Bloom Manor Hostel

Hostel ilk defa karşılaştığım bir self checkin metodu ile çalışan bir hosteldi. Önceden bana verilen şifre ile tuşlayarak giriş yaptım, yine öncede bildirilen odama geçiş yaptım. 4 kişilik özel banyosu bulunan oldukça konforlu bir hosteldi. Hızlıca benzin istasyonundan aldığım atıştırmalıkları yiyip ertesi gün için alarmımı kurarak uykuya daldım.

Gün gün rota

1. Gün  Killarney – Black Valley

Sabah saat 8 civarı uyanıp ilk iş olarak hostelde kahvaltı yaptım ve ardından gezi sonunda almak üzere bırakacağım eşyaları ayırmaya başladım. Hostel, genellikle yürüyüşçülerin kullandığı bir yer olduğu için, kendi kilidinizi getirmeniz koşuluyla eşyalarınızı bırakmanıza imkân sağlıyordu. Yanımda 100 gram bile fazladan eşya taşımak istemediğim için, daha önceden planladığım şekilde eşyaları dikkatlice ayırıp kilitli dolaba yerleştirdim. Suları da doldurunca -ki sonraki günlerde bu kadar çok suyla yola çıkmanın gerekli olmadığını fark ettim- çantanın ağırlığı yaklaşık 17 kg oldu. Küçük bir hatıra fotoğrafı çekip yola koyuldum.

Bir kadın, sırtında büyük bir sırt çantası ile aynada selfi çekiyor. Arkada doğa haritası görünmekte.
Killarney – Yürüyüşe başlamadan hemen önce

Resmi yürüyüş yolu Killarney Tabiat Parkı’ndan başlıyor. Hostelden parka yaklaşık yarım saat süren ve kaldırımı takip ederek ulaşabileceğiniz bir mesafe var. Parka girdikten sonra ilk Kerry Way işaretlerini görmeye başlıyorsunuz.

Killarney Ulusal Parkı girişini gösteren tabela, etrafında yeşil bitki örtüsüyle çevrili.
Muckross House ve Kerry Way yönlerini gösteren yol tabelası, yeşil doğa manzarasıyla çevrili.
Kerry Way Tabelaları

İşaretleri takip edip patikada ilerledikçe hayatımda ilk defa kendimi bu kadar canlı ve mutlu –doğru kelime sanırım “öforik”– hissettim ve mutluluktan gözlerim yaşardı. İlk kez kafamda hayal ettiğim bir şey, tam olarak hayalimdeki gibi hissettiriyordu. Sanki her adımda olmam gereken kişiye biraz daha yaklaşıyor gibiydim. Hayallerimizin gerçeğe dönüştüğüne kaç kez şahit olabiliriz ki?  Son bir aydır taşıdığım tüm stres ve ‘başaramama’ endişesi, attığım her adımla birlikte eriyip gidiyordu.

Önce yeşil bir ormandan, ardından da bir göl kenarından geçerek 19. yüzyıl yapımı Muckross Malikanesi’ne (Muckross House) ulaştım. Burada mola vermek isteyenlerin yararlanabileceği bir kahve dükkânı ve tuvalet bulunuyor. Ancak kendimi iyi hissettiğim için burada çok zaman harcamadan yoluma devam ettim.

Küçük bir adanın ve etrafındaki suların görüntüsü, uzak dağların yeşil yamaçları ve bulutlu gökyüzü ile birleşiyor.
Muckross Malikanesi'nin önünde geniş bir yeşil çimen alanı.
Muckross Malikanesi

Malikaneden çok uzaklaşmadan tekrar göl manzaraları karşıma çıktı. Bundan sonraki yol boyunca, yer yer yeşil düzlüklerden, yer yer de ağaçların arasından geçerek göle paralel şekilde ilerliyorsunuz.

Muckross lake manzarası
Muckross lake

Bir süre sonra sola doğru kıvrılan işaretlerle birlikte yavaş yavaş yükselmeye başlıyorsunuz ve küçük bir taş tünelden geçtikten sonra yaklaşık 20 metre yükseklikten akan Torc Şelalesi (Torc Waterfall) karşınıza çıkıyor. Şelaleye varmadan hemen önce bir tuvalet daha bulunuyor. Şelalenin çevresi günübirlik ziyaretçiler nedeniyle oldukça kalabalıktı; bunda Pazar günü orada olmamın da etkili olduğunu düşünüyorum.

Torc Şelalesi çevresindeki yeşil orman manzarası. Şelalenin suyu kayaların üzerinden akarak aşağıya iniyor, çevredeki ağaçlar ve bitkiler doğanın yeşil zenginliğini sunuyor.
Torc Şelalesi

Bundan sonra yolun ilk yükselişiyle karşılaşıyor ve yokuş yukarı tırmanmaya başlıyorsunuz. Çantanın ağır olduğu ilk gün, çok zorlayıcı olmasa da yine de yorucu bir tırmanış oluyor. Yükseldikçe orman yapısı değişiyor ve çevrenizdeki ağaçlar çam ormanlarına dönüşmeye başlıyor. Aynı zamanda günübirlik ziyaretçi kalabalığının bir kısmı da azalmaya başlıyor.

Tepeye vardığınızda çam ormanları yerini birbirinden renkli kır çiçekleriyle dolu çayırlara bırakıyor. Bu tepedeki uçsuz bucaksız çayır görüntüsü gerçekten benim İrlanda’da en sevdiğim manzaralardan biri oldu. Patikada ilerledikçe ara ara akan küçük dereleri atladığınız masalsı bir ortam burası.

Yeşil çayırların arasında kıvrılarak giden Kerry way yürüyüş patikası.
Kerry Way patikası

Yeşil çayırların sonundan itibaren yolda ilerlemeye devam ettikçe yükselen ormanların arasından geçerek Killarney Parkı’ndan çıkıyor ve son gün tekrar uğrayacağımız yol ayrımına ulaşıyorsunuz.

Kerry Yolu'na doğru yönlendiren tabelanın yeşil alan içerisinde görünümü.
Kerry Way işaretleri

Bu yol aslında dairesel (loop) bir rota olduğu için iki yönde de yürünebilir. Ancak manzara ve zorluk dağılımı açısından, benim de katıldığım genel görüşe göre rotayı saat yönünün tersine doğru yürümek daha keyifli olacaktır.

Derrycunnihy klisesi
Derrycunnihy Klisesi

Sapaktan sonra Derrycunnihy kilisesine doğru yol kıvrılmaya başlıyor ve çokta geçmeden uzaktan göl manzarası ile Black Valley’i görmeye başlıyorsunuz. Göl’ü geçtiğinizde durup bir şeyler atıştırabileceğiniz bir coffeshop bulunuyor. Buraya vardığımda saat 4 civarıydı.  Duvardaki yazısının eşliğinde kısa bir mola verdim ve eşime güncel durumumu haber vermek için telefon ettim.

Kırmızı bir tahta üzerinde beyaz ve siyah harflerle yazılmış bir mesaj: 'WE DO NOT HAVE WIFI. Talk to each other... Pretend it's 1995.'
Kafedeki tabela

Bundan sonra aslında günün bitiş noktası olan Black Valley’e çok yakındım. İlk planım uygun bir yer bulup kamp kurmaktı. Ancak ilerledikçe bunun pek de kolay olmayacağını fark etmeye başladım. Neredeyse tüm araziler dikenli tellerle çevrili ya da sular altındaydı. Black Valley aslında oldukça tatlı küçük hosteller ve pansiyonlarla doluydu, ancak bugün benim için wild camping yapabilmek adına en uygun fırsattı. Tek başıma vahşi doğada kamp yapmak, solo hayallerimin zirvesiydi ve başka fırsat bulamayacağımdan korkuyordum. Bu nedenle orada bir karar verip Black Valley’i geçip uygun bir yer bulana kadar devam etmeye karar verdim.

Neredeyse çaresizlik içinde, uygun bir yer bulamadan iki saat daha yürüdüm. Artık iyice yorulmuştum ve dizlerim bana daha fazla yürümemem gerektiğini söylemeye başlamıştı. Tam o anda büyük bir fırtına yaklaşmaya başladı. Gün boyunca hava oldukça güzeldi ve ilk kez gerçek anlamda İrlanda’nın meşhur havasıyla karşılaşmak üzereydim.

Yağmur ve rüzgar hızını giderek artırırken, çam ormanlarıyla kaplı bir yamaçta yer alan bir çiftliğin arazisinden geçiyordum. Patikanın aşağısındaki küçük düzlük, görebildiğim tek uygun yerdi. Ancak etrafında bolca küçük dere yatakları vardı ve yağmur artarsa su gelme riski vardı. Biraz çaresizce çadır kurmaya karar verdim. Ana patikadan görülmeyecek şekilde aşağı indim ve çadırı kurmaya başladım.

Bir ormanda kamp kurulu bir çadır, çevresinde yeşil çimenler ve ağaçlar yer alıyor.
İlk gece wild campping yerim

Bir yandan yağmur bastırıyor, diğer yandan rüzgar her şeyi uçuracak kadar şiddetleniyordu. Çadırı aceleyle kurmaya çalışırken delirtici şekilde yağmurluğunu bir türlü takamıyordum. Bu benim için büyük bir ders oldu. Normalde, doğaya çıkmadan önce tüm ekipmanınıza yüzde yüz hakim olmanız gerektiğini bilirim. Yeni aldığım hafif çadırı evde kurmama rağmen, üst kısmını zaman olmadığı için denememiştim. Daha önce yüzlerce kez çadır kurup toplamış olmama rağmen, farklı bir sistem olduğu için yağmurluğu bir türlü yerleştiremiyordum. Her denememde rüzgar elimdeki yağmurluğu uçuruyor, çadırın içi gittikçe ıslanıyordu.

Artık paniklemeye başlamıştım. Bir süre sonra kendimle yüksek sesle konuşup sakinleşmeye çalıştım—ki bu gerçekten işe yaradı. Bunu yapar yapmaz çadırı hızla kurmayı başardım ve fırtına daha da şiddetlenirken kendimi çadırın içine attım.

Çadırın içinde bir şeyler planlandığı gibi gitmediği için – sanki asıl amaç bu değişmişçesine – moralim bozuk halde otururken, moralimi daha da bozacak bir şeyi fark ettim: Telefonum çekmiyordu ve eşime böyle bir durumun yaşanabileceğini haber vermemiştim. Birilerini endişelendirecek olmak açıkçası beni çok huzursuz ediyordu. O anda kendi içinde bulunduğum durumdan çok buna endişelenmem anlamsız görünse de hissettiğim buydu.

Yağmur biraz azalınca yukarıya doğru tırmanmaya başladım. Amacım olabildiğince yükseğe çıkıp telefonun çekeceği bir yer bulmaktı. Bir süre yürüdükten sonra terk edilmiş ve içki şişeleriyle dolu birkaç avcı kulübesine rastladım ve açıkçası bu görüntü beni daha da tedirgin etti. Bir gün önce istasyon çıkışında karşılaştığım sarhoş gençleri çağrıştırdı ve zihnimde iki görüntü birleşti. Sonuç olarak telefonun çektiği bir yer bulamadım ve çaresizce tekrar çadıra döndüm.

Neredeyse tüm gece fırtına devam etti; bulunduğum yerin yarattığı huzursuzluk ve rüzgârın çadırın pollerini kıracak gibi sallaması nedeniyle oldukça rahatsız ve uykusuz bir gece geçirdim. Her seste irkilerek uyandım.

Bu olayı daha sonra anlattığım erkek bir dağcı arkadaşım, bana “Kulaklıkları takıp uyusaydın,” dedi. Uzun süre bu cümle kafamda yankılandı. Kulaklığı takıp çadırda rahatça uyumak… Bir erkek, kadın olmanın ne demek olduğunu gerçekten anlayabilir mi acaba?

2. Gün Black Valley- Glencar

Sabah saat 5 sularında uyandığımda hava açılmış, rüzgâr ve yağmur dinmişti. Bunu fırsat bilerek kahvaltı yapmadan hızlıca çadırımı toparlayıp yola çıkmaya karar verdim. Yürümeye başladıktan sonra küçük bir çam ormanını geçer geçmez, aslında çok daha uygun bir kamp alanından geçtiğimi fark ettim ve kendi kendime biraz kızdım. Bir yarım saat daha yürüyebilirdim; ancak tek başına, rehbersiz yürüyüş yapmanın doğasında bu vardı. Bazı seçimler yapmak zorundaydım ve bu seçimler her zaman en iyi sonuçları vermeyecekti.

Yoğun çam ormanından geçen bir yürüyüş yolu, nemli otlar ve kayalarla dolu, arka planda gri gökyüzü görünümünde.

Patika yol, zaman zaman çam ormanları ve çayırlardan geçerek vadinin içinde ilerliyordu. Daha önce bahsettiğim gibi, tüm bu alanlar özel mülkiyet olduğundan, yer yer dikenli tellerle çevrilmiş geçitlerdeki merdivenleri kullanarak geçmeniz gerekiyor. Yürüyüşüm sırasında terk edilmiş birkaç köy evinin yanından geçtikten sonra günün ilk dağ geçişine doğru ilerlemeye başladım.

Bir dağlık alanda yer alan demir merdiven, gökyüzüne doğru yükseliyor. Çimenle kaplı arazinin etrafında yeşil bitkiler ve dağ manzarası gözlemleniyor.
Eski, yıkık bir evin kalıntıları, önünde yeşil çimenler ve ağaçlarla çevrili bir doğa manzarası.

Dağ geçişinden hemen önce ANAM Valley Cottages’ın bulunduğu yerden geçiliyor. Burası Black Valley’in bitiminde yer alan özel bir çiftlik evi. Arkada Black Valley’i bırakarak patikadan yavaş yavaş yükselmeye başladığımda saat sabah 10 civarıydı ve hâlâ telefonum çekmiyordu. Zirveye yaklaştıkça rüzgâr şiddetlendi, ancak karşıma çıkan manzara inanılmaz güzeldi. Bulutların arasından süzülen gün ışıkları, vadiyi spot ışığı gibi aydınlatıyordu. Tam bu sırada telefonum çekmeye başladı ve beni merak eden herkese haber vererek içimdeki huzursuzluğu gidermiş oldum.

A natural stone wall with a sign that reads 'Anam Valley Cottages' attached to it.
Girişim, yeşil vadiler ve dağların oluşturduğu doğal bir manzarayı gösteriyor, üst kısımlarda gri bulutlar ve aralarda ışık huzmeleri var.

Patikadan aşağı indiğimde küçük ve sakin bir kasabadan geçtim. İlk günün aksine, dün akşamdan beri hiç kimseyle karşılaşmamıştım. Ancak yolda bisikletle gezen bir baba-oğul beni durdurdu. Oldukça arkadaş canlısı bir İrlandalı olan baba, yolumu sordu. Tek başına seyahat eden bir kadın olarak, seyahat planlarımı yabancılarla çok fazla paylaşmamam gerektiğinin bilincindeydim. Bu nedenle sadece varacağım kasabayı söyledim ve detay vermedim. Adam bana orman yolundan gitmem konusunda –ki zaten benim de planım o yöndeydi– ısrarcı davranarak yolun güzelliğini anlattı ve mutlaka oradan gitmem gerektiğini söyledi. Onların yanından ayrılarak yola devam ettim.

Kasabanın içinde küçük ve oldukça sevimli bir kurabiye & kahve dükkânı vardı; ancak öğlen saatlerinde açıldığı için erken vardığımda duramadan devam ettim. İkinci dağ geçişine başlamadan hemen önce küçük bir akarsuyun yanında mola verdim. Burası bana, doğanın içinde seyahat eden eski seyyahlar gibi hissettirdi. Her şeyin çok basit olduğu bir hayatın –ki o an öyleydi– keyfine varabildim. Sanırım tek başına uzun bir yolu yürümenin meditatif bir yanı var. Tüm seslerden uzaklaşıp günlük endişeleri geride bırakarak neyin önemli olduğunu anlamak ve özüne dönmek için bundan daha iyi bir yol düşünemiyorum.

Bir çim alanında oturan bir ocakta kaynayan su, çevresinde yeşil bitki örtüsü ve çantalar yer alıyor.
Günün mola noktası

Molanın ardından tüm yolculuğun bence en yorucu çıkışını gerçekleştirdim. Patika bir yoldan, yüklerin ağırlığı nedeniyle yavaş bir şekilde dağ yamacını takip ederek zirveye doğru yükseldim. Yine de her beş adımda bir durup arkama baktım; çünkü geride kalan ve gittikçe küçülen vadi inanılmaz manzaralar sunuyordu.

Yeşil dağların ve vadilerin göründüğü geniş manzara, hafif bulutlu gökyüzüyle birlikte doğal bir güzellik sunuyor.

Dağ geçişinin en yüksek noktası –bence günü bitirmek isteyenler için mükemmel bir kamp alanı olabilecek yer– yine dikenli tellerle çevrilmişti. Dağın zirvesine kadar uzanan bu teller, dağın bile tapulu bir sahibi olabileceği fikrini düşündürdü ve bana oldukça ilginç geldi.

Dağın diğer tarafında, ucunda bir göl olan bir vadi manzarası karşılıyor sizi. Göle kadar kıvrılan yol oldukça keyifli. Göle ulaştığınızda önünüze bir seçim çıkıyor: ya Glencar Ormanı’ndan geçeceksiniz ya da gölü dolaşarak giden ikinci yolu tercih edeceksiniz. İkinci yol daha çok araba yolundan geçtiği ve biraz da dolaştırdığı için ben daha gelmeden orman yolundan gitmeyi planlamıştım.

Geniş bir vadi manzarası, yemyeşil otlaklar ve hafif dalgalanan bir göl görünümü. Uzakta dağlarının silueti ve bulutlarla kaplı gökyüzü.

Öncelikle göl kenarındaki patikadan ilerlemeye başladım. Bu bölüm, çamur nedeniyle oldukça can sıkıcıydı. Bel boyuna gelen otların ve çamurun içinden kurtulduktan sonra Glencar Ormanı’na doğru ilerliyorsunuz. Burası dikenli tellerle çevrili, oldukça sık ve devasa bir orman. Ormana geçmek için önce küçük bir merdiveni aşmanız gerekiyor. Ormanın girişi ilk başta tipik, yemyeşil bir İrlanda ormanıyken, ilerledikçe aşırı yoğun çam ormanına dönüşüyor. Öyle bir yoğunluk var ki, gündüz olmasına rağmen ormanın içi karanlık ve adeta gece gibi.

Yeşil çimlerle kaplı bir patika, yoğun ve sık ağaçlarla çevrili bir ormana doğru ilerliyor.
Glencar ormanı

Dağlarda kendimi rahat ve huzurlu hissediyorum; sanırım bu benim konfor alanım. Ancak ormanların kapalılığının ve sessizliğinin kendi başına korkutucu bir yanı var. Büyük bir ormanda tek başına olmak ilk defa deneyimlediğim bir şeydi. Orman patikanın iki yanında, sınırları görünmeyecek kadar uzayıp gidiyordu. Zaten ilk iki gün oldukça bulanık olan zihnim, kasabada karşılaştığım, bana ısrarla bir şeyler anlatan baba-oğula ve adamın yoğun ısrarına takıldı. Kendi kendime, tam da onların gitmemi istediği yerde olduğumu hatırlatıp huzursuzlanmaya başlamıştım ki, ormanın içinde uzakta, tek başına bir ağacın köklerine oturmuş, sırtı bana dönük ve başında arıcıların giydiğine benzer bir örtü olan birini gördüm. Gerçekte tehdit edici bir durum olmasa da, birkaç gündür içimde biriken tedirginlik bu görüntüyle zirve yaptı. Bir anda neredeyse koşarak ormandan çıkmak için ilerlemeye başladım ama panikle yolumu kaybettim.

İlerledikçe her yer birbirine benziyor, panikledikçe daha çok kayboluyordum.  Bir önceki gün çadırı kurarken uyguladığım sakinleşme yöntemini hatırlayıp, kendi kendimle konuşup sakinleştim ve sonunda GPS ve harita yardımıyla nerde olduğumu anlayıp doğru yolu buldum. Bir merdiveni aşarak ormandan çıkmayı başardım. Sanırım tüm gezi boyunca kendimi en güçsüz hissettiğim an buydu.

Yeşil ağaçlarla çevrili bir patika, yoğun orman manzarası.
Glencar ormanı patika yol

Ormandan çıkar çıkmaz bir otoyola ulaştım ve önümden birbirinden lüks arabalar geçmeye başladı. İrlanda’nın kırsal kesimleri, bizdekilerin aksine oldukça varlıklı insanların yaşadığı bölgeler. Ormanın çıkışında patika bir süre asfalt yol ile birleşiyor. Yaklaşık 2-3 km kadar ilerleyerek Glencar’a ulaştım. Buraya yakın, kaya tırmanışı yapılan bir vadi var. O nedenle tırmanışçılar için bölgede kamp alanları ve birkaç tane de B&B tarzında konaklama seçeneği mevcut. Aslında o gece kamp alanında çadır kurmayı planlıyordum, fakat son iki gün içinde üst üste yaşadığım olumsuz deneyimler ve korkunun neden olduğu güven kaybıyla o geceyi pansiyonda geçirmeye karar verdim. Açıkçası biraz toparlanmaya ihtiyacım vardı, çünkü önümde hâlâ 150 km’lik bir yol bulunuyordu.

3. Gün Glencar- Glenbeigh

Sabah olduğunda gerçekten dinlenmiş bir şekilde uyandım. Pansiyonda kahvaltımı yapıp erkenden yola koyuldum. Bugünkü rota öncelikle Caragh Nehri’nin kıyısından ve birçok çiftliğin içinden geçiyor.

Doğal bir vadi manzarasında akan bir nehir, çevresindeki yeşil bitki örtüsü ve bulutlu bir gökyüzü ile birlikte görülüyor.
Caragh Nehri

Yol boyunca o kadar fazla çiftlik vardı ki kendimi sürekli merdiven çıkarken ya da çitlerden atlarken buldum. Ağır bir sırt çantasıyla bu durum gerçekten sinir bozucuydu.

Açık bir alanın kenarında bulunan metal bir kapı, arka planda yeşil çimleri ve çeşitli bitkileri görüntülüyor.

Daha sonra masallara konu olabilecek güzellikteki Lickeen Ormanı’na girdim. Burası tam da İrlanda’nın meşhur yeşilliğini yansıtan büyüleyici bir yerdi.

Dünün aksine bugün tüm ormanda tek başıma olmama rağmen kendimi oldukça iyi hissediyordum. Yol boyunca bol bol fotoğraf çekerek ilerledim. Aklım sürekli cesaretli olmak kavramına takılıydı. Yıllarca ekstrem sporlarla ilgilenmeme rağmen kendimi hiçbir zaman korkusuz biri olarak tanımlamadım çünkü tehlikeli durumlarda herkes gibi ben de korku ve tedirginlik duyuyorum. Sanırım “korkusuz” olarak adlandırılan insanlar aslında korkularına yenik düşmeyenler. Dünkü yenilgilerime, tedirginliklerime ve korkularıma rağmen bugün yine ormanın içinden geçiyor olmak; korkuyla yüzleşip onu kontrol altına alabilmek bence gerçek cesaret.

Lickeen ormanın içinden geçen taşlı yürüyüş yolu, canlı ağaçların ve yoğun bitki örtüsünün oluşturduğu huzur verici bir atmosfer.
Lickeen Ormanı

Ormanın bitiminde Kerry yolunu yürüyen üç kadınla karşılaştım; kısaca selamlaştıktan sonra yoluma devam ettim. Gün boyunca birkaç kez tekrar karşılaştık. Ormandan çıktıktan sonra toprak yollardan ilerleyerek, Kerry rotasının en yüksek noktası olan Windy Gap’e doğru tırmanmaya başladım. Yola çıkmadan önce okuduğum bloglarda buranın çok zorlu olduğundan bahsediliyordu, ancak benim yükselen moralim sayesinde çıkış bana pek zor gelmedi. Aksine, hem çıkış hem iniş sırasında manzaralar o kadar güzeldi ki sürekli fotoğraf çektiğim için oldukça yavaş ilerledim.

Geniş, yeşil bir dağ vadi manzarası, mavi gökyüzü ve beyaz bulutlar ile doğal bir peyzaj.
Windy Gap’e yaklaşırken kır manzarası

Bugün, önceki günlere kıyasla rotam daha kısa olduğu için acele etmeme gerek yoktu. Mor ve sarı kır çiçekleriyle kaplanmış dağlar, uzaklarda beliren Atlantik Okyanusu ve Dingle Limanı’nın muhteşem görüntüsü hafızama adeta kazındı. Açık ara en favori günüm oldu.

Windy Gap
Üç kişinin sırtlarının görüldüğü bir bankta oturduğu ve manzarayı izledikleri bir görüntü.
Friendship goals

Windy Gap’ten inişe geçtiğimde günübirlik yürüyüş yapan kişilere rastlamaya başladım ve kısa süre sonra erkenden Glenbeigh’e ulaştım. Hava oldukça güneşli ve güzeldi. Önce bir kahve dükkânında kahvemi içtim, ardından kamp alanına gidip çadırımı kurdum. Günün kalanını dinlenerek ve güzel havanın keyfini çıkararak geçirdim.

Bir kamp alanında kurulu MSR markalı çadır, yerden yüksekte yeşil bir çim alan üzerinde konumlanmış.
Bir kadının hayatındaki çeşitli yaşlarda özsaygısının değişimini anlatan bir yazı. Yaşlara göre farklı algıladığı kendisi ve hayatın getirdikleriyle ilgili düşünceleri içeriyor.
Kamp alanında asılı bir yazı 🙂

4. Gün Glenbeigh – Cahersiveen

Sabah kalktığımda, gece boyunca yağan yağmur nedeniyle ıslak çadırı toplamak oldukça zamanımı aldı. Hazırlanır hazırlanmaz yola koyuldum. Glenbeigh’i arkamda bıraktıktan sonra bugünkü rota Ferry Forest ile başladı. Yeşil ormanın içine küçük peri evleri dağınık bir şekilde yerleştirilmişti; içinden geçerken İrlanda masallarının canlanacağını zannediyorsunuz. Bu evleri ve üzerlerindeki yazıları fotoğraflamakla biraz oyalandıktan sonra ormandan çıktım. Bir süre asfalt yolda ilerledim, ardından yeniden Atlantik Okyanusu’nun eşsiz manzaralarıyla karşılaştım.

Fairy Forest yönlendirmesini gösteren renkli bir tabela, yeşil ağaçların arasında konumlanmış.
Bir ağaç kütüğünün üzerine yerleştirilmiş minyatür bir ev, çevresinde yeşil bitkiler ve yüksek ağaçlar ile doğal bir orman ortamında görünmekte.

Daha sonra yüksekçe bir patikadan ilerlerken aşağıda ünlü Kerry Ring yolunun kıvrılarak ilerlediğini görebiliyorsunuz. Karşı kıyıda ise ünlü Dingle Körfezi uzanıyordu.

Bir dağın zirvesinden aşağıya bakan bir manzara, kenarlarında mor çiçekler bulunan bir yol ve deniz görünümü.
Yeşil yamaçların ve denizin görüldüğü bir manzara, ön planda mor çiçekler ve dağ yolu yer almakta.
Kerry Ring yolu

Patika yoldan bu muhteşem manzaralar eşliğinde ilerlerken aşağıda tarihi bir taş köprü dikkatimi çekti.

Görüntü, yemyeşil alanlar ile denizi gösteren bir manzara. Uzakta, bir yol ve ağaçlarla çevrili birkaç ev görünüyor. Bir viyadük, ön planda yeşil bir yamaç üzerinde yer almakta.

Okyanus manzarasının sona erdiği noktada önce kurumuş, sonra da kesilmiş bir ormanın içinden geçmem gerekti. Dün geceki yağmur nedeniyle burası yer yer suyla dolmuş, bataklık derecesinde çamurla kaplanmıştı. Bu kısımda ilerlemek oldukça güçtü ve çok zaman aldı. Burada kısa bir mola verip bir şeyler yedim. Aynı sırada, yolu yürüyen İskoç bir grupla karşılaşıp sohbet ettim. Onlar rotayı 8 gün içinde tamamlamaya çalıştıkları için oldukça yoğun bir programları vardı.

Yolun devamında kır çiçeklerinin kapladığı mor renkli dağ manzaraları eşliğinde birkaç çiftlikten geçerek rotanın son ve en can sıkıcı bölümüne geldim. Saat yaklaşık 5 civarıydı.

Yeşil bir alanda, üzerinde taşlar bulunan kısa bir geçit ve arka planda hafif dağlık bir manzara görülüyor.

Cahersiveen’e oldukça yaklaşmış olmama rağmen yol sürekli uzayıp dolaştırarak merkeze doğru ilerliyordu. Birbirine benzeyen sayısız çiftlik ve tali yoldan geçerek, neredeyse 3-4 saat boyunca dolandım durdum. Çamurun verdiği rahatsızlık ve yorgunlukla sonunda kasabanın girişine ulaştım.

Cahersiveen’e girdiğinizde ana rotadan çıkmış oluyorsunuz. Ertesi gün bu sapağa geri gelmeniz gerekiyor. Kalacağım kamp alanı, kasabanın neredeyse en uzak noktasında bulunduğu için şehrin içinden yarım saat daha yürümem gerekti. Bugün yaklaşık 30 kilometrelik oldukça uzun bir yol yürümüştüm ve asfalt yolda ayaklarım inanılmaz ağrıyordu. Son gücümle yolda bir markete uğrayıp kamp alanına ulaştım. Vardığımda saat akşam 8.30-9 civarıydı. Enerjim öyle tükenmişti ki çadırımı kuracak gücü kendimde bulamıyordum. Neyse ki yardımsever Fransız bir çift bana destek oldu ve çadırımı kurmama yardım etti.

Çadırın içine geçip marketten aldığım birbirinden zararlı abur cuburları yiyerek enerji toplamaya çalıştım. O sırada içimden sürekli şunu tekrarlıyordum:

“Her gün mükemmel geçmek zorunda değil, her zaman harika hissetmek zorunda değilim; sadece devam etmeliyim.”

5. Gün Cahersiveen – Waterville

Bugün tüm yürüyüşün tam ortasındaydım. Her zaman bu tür yolculuklarda yolun yarısına ulaştığınızda zihinsel ve fiziksel olarak bırakmaya en yakın noktada olduğunuzu düşünürüm. Yolun başında gücünüz yüksektir ve motivasyonunuz tamdır; sona yaklaştığınızda ise gücünüz azalsa bile tamamlamanın verdiği motivasyon sizi ilerlemeye zorlar. Ama yolun ortasında, hem kat ettiğiniz kadar bir yol daha vardır önünüzde, hem de bırakmak çok kolay görünür. Üstelik bugün, hem mesafe hem de iniş çıkış açısından beni bekleyen en zorlu gündü.

Open landscape view with purple heather and green hills under a bright blue sky filled with clouds, featuring a directional sign indicating a walking route.
Kerry Way işaretleri

Gelmeden önce rotayı iyice incelediğim için bugünün zorluklarının farkındaydım. Önümde zor bir gün vardı ve üzerimde dört günün birikmiş yorgunluğu hissediliyordu. Sabah mümkün olduğunca erken kalktım ve dün rotadan uzaklaştığım için başlangıç noktasına gitmek üzere bir taksi ayarladım. Gelen taksi şoförü Türkiye’nin politik durumundan epey haberdardı; yaz tatillerinde ailesiyle birlikte Fethiye’ye gidiyorlarmış. Yol boyunca sohbet ettik. Bana olur da kaybolursam ya da başıma bir şey gelirse, İrlanda’nın kapı numaralarını kullanarak yetkililere nasıl konum bildirebileceğimi öğretti ve beni yürüyüş rotasının başına bıraktı.

Geniş bir dağ manzarası, ön planda rüzgar türbinleri, arka planda yeşil yamaçlar ve mavi gökyüzü.
Geniş bir yeşil vadi manzarası, arka planda dağlarla birlikte mavi gökyüzü ve beyaz bulutlar.

Bugünkü yolda peş peşe birçok tepeyi çıkıp inmek gerekiyordu. Yorgunluk , ağır çanta ve çamur faktörü  ile oldukça zorluyordu. Rüzgar türbinlerinin eşlik ettiği manzara oldukça güzeldi ve bol bol fotoğraf çektim. Yol daha sonra tekdüze bir şekilde ilerleyip Waterville manzarasını göstermeye başladı. Bu noktadan sonra her seferinde “Yaklaşık bir saat içinde varırım,” hissine kapıldım, ancak yol bir türlü bitmek bilmedi. Neredeyse hava kararmaya başlarken Waterville’e ulaştım.

Dağlık bir manzara, geniş yemyeşil araziler ve bulutlu bir gökyüzü.
Waterwille manzarası ,yeşil tarlalar ve arka planda deniz ile adalar görünmekte.
Uzaktan Waterville

Waterville oldukça pahalı bir tatil kasabası; etrafı golf kulüpleriyle çevrili ve hiç kamp alanı yok. Oteller ise çok pahalı. Son dakikada vardığım için uygun fiyatlı bir pansiyon bulamadım ve yolculuğum boyunca kaldığım en lüks otelde konaklamak zorunda kaldım. Butler Arms isimli, eski ama çoğunlukla golf tatiline gelen üst sınıf İrlandalıların tercih ettiği bir oteldi burası. Odaya yerleşip yıkanıp restorana indiğimde günlerdir yaşadığım durumun tezatlığı bana komik geldi. Bugünü tamamlamış olmanın şerefine kendimi tatlı ve içkilerle ödüllendirdim.

Bar kapacak diye aynı anda iki tane sipariş ettim 🙂

6. Gün Waterville – Caherdaniel

Caherdaniel’e gitmek için Waterville’den iki farklı güzergâh bulunuyor. Bunlardan biri daha yüksekten ilerleyen ve daha uzun bir dağ yolu, diğeri ise sahil boyunca devam eden bir rota. Ben manzarasının güzelliği sebebiyle sahil yolunu tercih ettim.

Sabah otelin oldukça lüks sayılabilecek kahvaltısını yaptıktan sonra yola koyuldum. Önce küçük bir kasaba turu atarak ilerledim. Kasaba çıkışında beni kayalık uçurumların etkileyici manzarası karşıladı; burada bol bol fotoğraf çektim.

Bir kıyı ve dağların bir arada görüldüğü manzara.
Başlayan Atlantik manzaraları

Bugünün rotasının çoğunluğunda okyanus manzarası sağınızda kalıyor. Önce biraz yükselerek manzaraya hakim bir tepeye çıkıyorsunuz. Bugün hava oldukça rüzgârlıydı. Tepeden ilerlerken Bronze Age (Tunç Çağı) döneminden kalmış mezarlarla karşılaşıyorsunuz. Taş mezarlar ve deniz manzarası bana Likya Yolu’nu hatırlattı.

Bir tepenin üzerinde, çevresi çiçeklerle kaplı ve yeşil alanlarla çevrili büyük taşlardan oluşan bir mezar yapısı.
Yeşil tepelerden geçen kıvrımlı bir yol ve uzakta deniz manzarası, bulutlu bir gökyüzü ile İrlanda'nın doğal güzelliklerini yansıtıyor.
Kerry Ring yolu

Taş mezarları geçtikten sonra aşağıda yine ünlü Kerry Ring yolu kıvrılarak ilerliyor. Okyanusun karşısına baktığınızda ise ünlü Skellig Adaları’nı görüyorsunuz. Bu adalar UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor ve üzerlerinde 6. yüzyıldan kalma manastırlar bulunuyor. Ayrıca Star Wars: the last Jedi filminin bir bölümü de burada çekilmiş. Waterville ya da Cahersiveen’den kalkan teknelerle günübirlik ziyaret etmek mümkün. Benim fazladan zamanım olmadığı için bu geziyi pas geçmek zorunda kaldım ama bölgeye tekrar gelirsem kesinlikle görmek istediğim yerler listemde olacak.

Kerry Yolu'na bakan İrlanda'nın kıyısındaki kayalık adalar ve mavi deniz manzarası.
Açık mavi gökyüzü ve bulutlarla kaplı manzara, denizin ve adaların görünümüyle birleşiyor. İrlanda'nın doğal güzelliklerini yansıtan, yeşil tepelerin denizle buluştuğu bir atlantik manzarası.

Tepeyi indikten sonra artık sahil boyunca ilerlemeye başlıyorsunuz. Burada birçok yazlık evin yanından geçerek gizli koylara çıkıyorsunuz. Bu koylardan birinde mola verdim; güneşin de çıkmasını fırsat bilip biraz güneşlendim. Ancak kısa süre sonra aniden yağmur başladı ve hemen ardından durdu. Gün boyunca bu değişken hava eşliğinde yürüyüşüme devam ettim.

Yoğun ağaçlarla çevrili bir patika, zemin yapraklarla kaplı. Işık, yaprakların arasından süzülerek içeri doluyor.
Bir plaj manzarası, turkuaz renkli deniz ve üzerine yüzen kayıklar. Arka planda yeşil tepelikler ve açık mavi gökyüzü.

Patika boyunca birkaç küçük tepeyi inip çıktıktan sonra bembeyaz kumlara sahip, koruma altında olan bir plaja ulaştım. Bu plaj bana yıllar önce Likya Yolu’nun bir kısmını yürürken karşılaştığım Patara Plajı’nı hatırlattı. O anda benim için çok özeldi burası da öyle oldu. Burada yeniden mola verip anın keyfini çıkarmaya çalıştım. Aklımda sürekli özgürlüğün bana açtığı yeni kapılar vardı. Kendi özgürlüğümü artık kendim tanımlıyordum. Son birkaç gün içinde yaşadığım tüm duygular, bütün o yorgunluk, işte tam da bu anın güzelliği için değerdi.

Bir erkeğin kıyıda yürüyüş yaptığı, açık mavi su ve kumlu plaj ile yeşil tepelerin olduğu sahil manzarası.

Bugünkü yol görece kısa olduğu için Caherdaniel’a oldukça erken vardım. Önce kasaba içinde mola verip akşam yemeğimi yedim. Ardından kasabadan yaklaşık 20 dakika mesafedeki kamp alanına yürüdüm. Kaldığım kamp alanı oldukça güzeldi; deniz kenarında ve falezlerin üzerine konumlanmıştı. Ancak oldukça hareketli ve biraz da gürültülüydü. Hemen girişinde, el yapımı odun fırınında pizza yapan bir pizzacı vardı. Akşam yemeğini yemiş olmama rağmen büyük boy bir pizza sipariş ettim. Sonrasında çamaşırhanede kıyafetlerimi yıkadım.

Tam çamaşırhanede beklerken kendimi artık bu rutine alışmış ve bunu daha günlerce yapabilecekmiş gibi hissettim.Her gün farklı bir yerde olmak, çadır kurmak, yemek yapmak gibi basit ama yeterli eylemlerle dolu bir hayat… Bunun yanında kendi kendine yetebilmek ve eksik hissetmemek. Günlük hayatımızda bizi yetersiz hissettiren tüm o çabalardan uzak, tatmin dolu bir yaşam. Neden olmasın ki?

7. Gün Cahardaniel- Sneem

Sabah kamp alanında Atlantik manzarasına karşı kahvaltı yaptıktan sonra önce Caherdaniel’e geri yürüdüm. Caherdaniel’den yolun ilk bölümüne başladım. Yolun başlangıcında gezegenleri simgeleyen heykeller vardı; iki heykel arasındaki mesafe, gezegenler arasındaki uzaklığa göre ayarlanmıştı. Heykelleri ve üzerlerindeki açıklamaları inceleyerek ilerledikten sonra, uzaktan yağmur bulutlarını fark ettim.

Bugün tipik olarak sağanak yağmurlar ve ardından açan güneşle geçti. Bu sayede bol bol gökkuşağı görme fırsatım oldu, hatta bir ara çift gökkuşağı bile gördüm.

Geniş bir deniz manzarasının ön planda olduğu, gökyüzünde bulutların bulunduğu bir doğal manzara.
Yaklaşan yağmur bulutları

Yol, hafif yükselerek okyanustan biraz uzaklaşıp ona paralel olarak devam etti. Uzaklarda Atlantik Okyanusu manzarası sürekli kendini gösteriyordu. Genellikle çayırların arasından geçen patika yollardan ilerledim.

İrlanda'nın yeşil tepelerinin manzarası, uzaktaki denizle birleşiyor, sarı çiçekler ve mavi gökyüzü ile doğal bir güzellik sunuyor.

Bugün ilk defa geride bıraktığım günlük sorunlardan tamamen arınabildiğim bir an yaşadım. İnsanın zihni bazen bedenini geç takip ediyor. Nerdeyse 1 haftadır fiziksel olarak doğanın içinde ve kalabalıklardan uzak olsam da zihnimde hâlâ geride bıraktığım iş sorunları vardı. Bunun yanında dönünce yapılması gerekenler dönüp duruyordu. Fakat bugün sabah kalktığımdan beri ruhum bedenimi yakaladı ve artık olduğum anın içinde kalmayı başarabildim.

Geniş bir çayır alanı, yeşil dağlar ve bulutlu bir gökyüzü ile İrlanda'nın doğal güzelliklerini sergileyen manzara.
Gökkuşağı

Bir süre daha çayırlardan ve çamurlu patikalardan ilerledikten sonra patika asfalt ve taş yolla birleşti ve birbirinden güzel taş evlerin arasından geçerek Sneem’e ulaştım.

Bir evin ön cephesi, kırmızı çatı ve pencerelerle çevrili; etrafında yeşil alan ve taş bir duvar var.

Sneem’de ne yazık ki gerçek anlamda bir kamp alanı yoktu. Tek seçenek, içinde tuvalet olmadığını öğrendiğim bir karavan kampıydı. Şehir içindeki bir kamp alanında tuvaletin olmaması bana oldukça saçma geldi. Bu nedenle bir pansiyona gitmeye karar verdim. Alt katında balık restoranı bulunan, oldukça mütevazı bir pansiyondu. Normalde çadırda kalmayı her zaman tercih ederim ancak geceyi geçirmek için yeterliydi.

8. Gün Sneem- Kenmare

Bu sabah ayaklarımda inanılmaz bir ağrıyla uyandım. Günlerin yorgunluğu kendini iyice hissettirmeye başlamıştı ve ayağımda yaralar açılmıştı. Üstelik önümde yine uzun ve yorucu bir gün vardı.

Sık ağaçların arasında mistik bir atmosfer yaratan, sisli bir doğa manzarası.

Pansiyonda kahvaltı yaptıktan sonra vakit kaybetmeden erkenden yola koyuldum. Bugünkü rota yaklaşık 30 km olduğu için zamanı iyi yönetmem gerekiyordu. Sabah oldukça sisli ve buğulu bir hava vardı. Yolun ilk kısmı genellikle köy evleri ve çiftliklerin arasından geçiyordu. Ara sıra harabe evlerin yanından geçip ilerlerken meyve bahçelerinden bol bol elma ya da yol kenarlarında yetişen böğürtlenlerden tatma şansım oldu.

Eski ve terkedilmiş bir evin görüntüsü, çevresindeki yeşil doğa ile birlikte.
Üç tane koyun ve arka planda yeşil bir peyzaj

Daha sonra yol tekrar okyanusa yaklaşıp kıyı boyunca ilerlemeye başladı. Bugün mesafe uzun olduğu için kıyı kenarında bir mola verdim; yemek yedim ve biraz dinlendim. Oldukça huzurlu bir andı.

Bir grup çam ağacının deniz manzarasına karşı durduğu bir görüntü.

Yemekten sonra birkaç gün önce marketten aldığım ve üzerinde “Turkish Delight” yazan bir atıştırmalığı açtım. Lokum dolgulu bir gofretti bu. Tatlıya biraz gülümseyerek toparlandım ve tekrar yola koyuldum.

Yakın planda bir elin içinde tutulan çikolata kaplı bir atıştırmalık, arka planda su ve yeşil bitkilerle kaplı bir alan görünmektedir.

Yol biraz daha okyanus boyunca devam etti ve daha sonra asfalt bir yolla birleşti. Burada karşıma gerçekten şatoyu andıran etkileyici bir taş ev çıktı. Birkaç fotoğrafını çekip yürümeye devam ettim. Bundan sonra uzunca bir süre asfalt yolda ilerlemek zorunda kaldım ve bu durum ayaklarımın ağrısını daha da artırdı.

Doğanın içinden geçen patika, zemininden yükselen yeşil bitkilerle çevrili ve uzaktan bir göl manzarası görünmektedir.
Taş yapıda, yüksek bir çan kulesine sahip, pembe kapılı bir kilise binası. Hemen yanında daha küçük bir bina görülüyor. Bulutlu mavi bir gökyüzü ile çevrili.

Nihayet asfalt yolun karşısında içeriye doğru kıvrılan bir patikaya girdim. Artık ayaklarımdaki ağrı dayanılmaz bir noktaya ulaştığı için burada kısa bir mola verip ayakkabılarımı çıkararak dinlendim.

Biraz rahatladıktan sonra yol, büyük bir at çiftliğinin içinden geçmeye başladı. Devasa ve safkan atların arasından yürüyerek ilerlemek gerçekten inanılmaz bir deneyimdi. Atlar olağanüstü güzellerdi.

Bir at, yem yeşil bir alanda otlarken.

Ayağımdaki ağrı arttıkça, hayatım boyunca elde ettiğim başarıların ardında aslında yetenekten çok daha derin bir şey olduğunu fark ediyorum: inatçı bir direnç. Beni bazen yoran, hırpalayan ama en zor anlarda bile vazgeçmeme izin vermeyen, içimdeki tuhaf ve güçlü bir direnç bu. Ne olursa olsun devam etmeye zorlayan bir güç…

Yolun bundan sonraki kısmında önce küçük ağaçlık alanlardan geçip bir tepeye çıkıyorsunuz. Ardından tepeden Kenmare’ye doğru hafifçe dolanarak ilerliyorsunuz. Bu esnada hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Yolda benim gibi yalnız yürüyen bir kadınla karşılaştım ve biraz sohbet ettik. Normalde kardeşiyle yürüdüğünü, ancak kardeşinin ayakları yara olduğu için bugün hastaneye gitmek zorunda kaldığını, bu nedenle tek başına devam ettiğini söyledi. Tek başına yürümekten bahsederken bana Likya yolunu sordu ve orada tek yürümesini önerip önermediğimi öğrenmek istedi. Ona üzülerek öneremeyeceğimi söyledim. Ayrıldıktan sonra içimde bir burukluk oluştu; Likya’yı bugüne dek yürüdüğüm tüm yollardan daha çok sevdiğim halde, bir kadına tek başına yürümesini tavsiye edememek beni gerçekten üzdü.

Bir İrlanda kasabasında renkli binalar ve cadde boyunca yeralan dükkânlar.
Kenmare

Kenmare küçük ama hareketli bir yerleşim. İçinde Michelin yıldızlı bir restoran bile var. Akşamı aslında dışarıda geçirmek istemiştim fakat pansiyona vardıktan sonra (yine kamp alanı bulamadım ne yazık ki ayaklarımın ağrısından dışarı çıkamadım. Sadece bir bisküvi yiyerek uykuya daldım. Yarın beni yürüyüşümün son günü bekliyordu.

9. Gün Kenmare- Killarney

Sabah erkenden kalkıp pansiyonda hızlı bir kahvaltı ettikten sonra yola koyuldum. Kenmare’yi geride bırakıp asfalt yoldan ilerleyerek bir tepeyi aştım. Ardından, ilk gün geçtiğim yol ayrımına kadar birkaç irili ufaklı dereyi geçtim. Ağustos olduğu için geçişler pek zorlayıcı değildi; ancak yağışın yoğun olduğu aylarda durum daha farklı olabilirdi.

Doğal bir bölgedeki taşlardan oluşan bir köprü, üzerinde demir bir saplama ile birlikte, arka planda yeşil tepe manzarası yer alıyor. Hava kapalı ve bulutlu.

Yol ayrımına ulaştıktan sonra ilk günkü rotayı tersten yürümeye başladım. Killarney National Park’ın içinden geçerek önce yükseklere doğru ilerledim. Daha sonra bir şelalenin başına geldiğimde ayaklarımın ağrısı artık yürümeme izin vermediği için mola verdim. Bugünkü mola noktam gerçekten rüya gibiydi; tepenin üzerindeki şelalenin yanında çimlere oturup ayakkabılarımı çıkardım ve tüm ağrıma rağmen o anın tadını çıkarmaya çalıştım.

Bir doğa manzarasında oturan insanın ayakları görünmekte; arka planda küçük bir şelale ve yeşil bitkilerin arasında kayalar yer almakta.

Dönüş yolunda önce ilk gün gördüğüm şelaleye, ardından da Muckross Malikanesi’ne vardım. Buradan sonra yolun bitmesine sadece 40-45 dakika kalmasına rağmen ayaklarımdaki ağrı artık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı; neredeyse her beş dakikada bir mola vermek zorunda kalıyordum. İlk gün mutluluktan döktüğüm gözyaşlarının yerini, son gün acıdan akan gözyaşları almıştı. Dikkatimi dağıtmak için sırayla tanıdıklarımı arayıp bana havadan sudan bahsetmelerini istedim. Bu noktada aslında taksiyle hostele dönmek mümkündü ama nedense başladığım yolu eksiksiz yürümeye söz verdiğim için kendime bunu izin vermedim. Önce Killary National park yazısına ulaştım ve burada bir zafer pozu verdim. Sonra, telefon görüşmeleri ve oradan aldığım moral sayesinde ilk gün kaldığım hostele yürüyerek ulaştım.

Yürüyüşe hazırlanan bir kişi, Killarney Ulusal Parkı tabelası önünde gülümsüyor. Sırtında büyük bir çanta ve elinde yürüyüş bâstonu var.

Hostelde kısaca toparlanıp bir ödül yemeğine çıktım. Kendimi uzun zamandır bir şeyi bu kadar başarmış hissetmiyordum. Birkaç içkiyle kutladım.

Ertesi gün tekrar trenle Dublin’e ulaştım ve zamanım olmadığı için direkt havaalanına geçtim. İlk solo maceramın son olmayacağını bilerek dönüş uçağına bindim

Yayınlanma

Güncellenme

Sık Sorulan Sorular

Kerry Way rotasını tek başına yürümek güvenli mi?

Genel olarak evet. Rota iyi işaretlenmiş ve sık kullanılan bir parkur. Ama tek başına yürümek her zaman ekstra dikkat gerektiriyor. Ben her gün nerede olacağımı yakınlarıma bildirdim, ayrıca offline harita kullandım. Bu küçük önlemler insanı çok rahatlatıyor.

Kaç gün sürdü, sen nasıl planladın?

Ben rotayı 9 günde tamamladım. Günlere göre mesafeler oldukça değişken — bazı günler 30 km’ye yaklaşıyor, bazı günler daha kısa. Hızlı yürüyen biri 7-8 günde de bitirebilir ama ben acele etmedim; manzaranın tadını çıkardım.

Ne zaman gitmek en uygun?

Mayıs-Eylül arası en ideal dönem. Ben Ağustos’ta yürüdüm; gündüz 18-19 derece civarı, geceleri 10-11 dereceydi. Yağmur kaçınılmaz ama genelde kısa sürüyor.

Kamp yapılabiliyor mu?

Evet ama sınırlı. Rota üzerindeki bazı kamp alanlarında kaldım, birkaç gece de wild camp yaptım. Arazilerin çoğu özel mülkiyet olduğu için yer seçerken dikkatli olmak gerekiyor. Yerel halk genelde anlayışlı ama izin sormak iyi bir fikir.

Su bulmak kolay mı?

Oldukça kolay. Bolca dere ve kaynak var ama ben suyu mutlaka filtreleyerek içtim. Küçük bir su filtresi taşımak hem hafif hem güvenli.

Ne tür ekipmanlar önemliydi?

İrlanda havası sürprizlerle dolu 🙂 Su geçirmez mont, yedek çorap ve çadır zemin örtüsü çok işime yaradı. Çantam yaklaşık 16-17 kilo civarındaydı — taşıdıkça minimalist olmayı öğreniyorsun.

Rotayı kaybetme riski var mı?

Rota genel olarak çok iyi işaretlenmiş ama sis bastığında ya da çamurlu bölgelerde dikkatli olmak gerekiyor. Ben offline harita (Komoot) kullandım, çok işe yaradı. Hava değişse de yön bulmak hiç sorun olmadı.

Estimated reading time: 178 dakika

Home » Kerry Way – İlk solo yürüyüş

Maceranın bir parçası olmak için abone ol!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Hey merhaba 👋
Tanıştığımıza memnun oldum.

Maceranın bir parçası olmak için abone ol!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bir Cevap Yazın

Translate »
İçindekiler

Patikada Bir Kadın sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin