- 🔷İzole açık su geçişleri ve değişken hava
- 🔷Loch, nehir ve deniz bağlantılı karma rota
- 🔷Vahşi kamp ve tamamen solo kürek deneyimi
Başlamadan
Geçen sene Great Glen Kano Yolu’nu deniz kayağıyla geçmeyi denediğimde gerçekten sıfır noktasındaydım. Daha önce deniz kayağını sadece 1-2 saatlik aktivitelerle deneyimlemiş, tam bir cahil cesaretiyle yola çıkmıştım. Yol boyunca aslında ne kadar az şey bildiğimi fark ettim. Hava da kötüleşince ancak rotanın yarısına kadar ulaşabildim.
Bu sene aldığım eğitimler, uzun kürek çekme antrenmanlarım, iyi planlama ve belki de en önemlisi çok iyi bir hava yakalamam sayesinde 65km’lik Loch Shiel Circuit kano/deniz kayağı rotasını 4 günde tek başıma tamamladım.

Aslında bu sene yine bir deniz kayağı uzun rota planladığımda, ilk tercihim Loch Shiel Circuit değildi; hatta rotayı daha önce hiç duymamıştım bile. Kiralama yaptığım firmanın önerisiyle bu rotayı seçtim ve iyi ki de seçmişim. Hem oldukça izole olması hem de çok farklı geçişler ve manzaralar barındırması sayesinde gerçekten keyif aldığım bir yolculuğa dönüştü.
Tüm bu süreçteki bilgilerimi artık bu konuda daha deneyimlenmiş olarak benzer rotalar düşünenler için bir araya getirdim.
Nedir Loch Shiel Circuit?
Loch Shiel Circuit, Glenfinnan’dan başlayıp Loch Shiel boyunca ilerleyen, ardından Loch Moidart ve Atlantik Okyanusu kıyısından devam ederek Loch Ailort’un sonunda biten, loop’a yakın bir rota. Tam olarak başladığınız noktaya dönmüyorsunuz ama oldukça yakın bir yerde bitiriyorsunuz. Rota boyunca göl, nehir ve okyanus geçişlerinin olması; manzaranın sürekli değişmesi ve parkurun oldukça izole hissettirmesi benim en sevdiğim özellikleri oldu.
Başlangıç noktası olan Glenfinnan’da, tarihi buharlı Jacobite treni — daha bilinen adıyla Harry Potter treni —nin geçtiği ünlü Glenfinnan Viyadüğü bulunuyor. Birçok ziyaretçi buraya trenin viyadükten geçişini izlemek ve fotoğraflamak için geliyor. Ben de daha önce, 2023 yılında bu turistik trene binmiş ve viyadüğü trenin içinden görüntülemiştim.

Bunun dışında rota boyunca ulaştığınız St Finan’s Isle adasındaki şapel ve tarihi mezarlık ile Loch Moidart’taki Tioram kalesi de yol üzerinde karşınıza çıkan etkileyici detaylardan.
Rota boyunca, okyanus geçişindeki birkaç balıkçı teknesi dışında neredeyse hiç trafikle karşılaşmadım. Bunun yanında hiçbir noktada portage yapmanızı gerektiren bir geçiş de yok. Açıkçası bu, geçen sene yaptığım Great Glen Canoe Trail’e kıyasla bence en büyük artılarından biriydi. Hem fiziksel olarak daha az yoruluyorsunuz hem de sürekli trafik kollamak zorunda kalmıyorsunuz.
Bazı dönemlerde turistik teknelerin geçtiği söyleniyor ama ben rota boyunca hiçbirine denk gelmedim. Hatta rotanın ilk günü neredeyse hiç insan ya da yerleşim yeri görmedim. Eğer aradığınız şey izolasyonsa, bu rotada onu fazlasıyla bulabiliyorsunuz. Ama bunun diğer tarafı da şu: iyi bir planlama yapmanız ve her şeye hazırlıklı olmanız gerekiyor.
Rota
Bu sefer rota planlamasını yaparken bir rehber kitaptan yararlanamadım çünkü ulaşabildiğim bir kaynak olmadı. Hatta bu rota için özel bir rehber kitap var mı onu bile bilmiyorum. Bunun yerine bloglardan ve internetten topladığım bilgilerle kendi rotamı oluşturdum.

Bir önceki sene yaptığım Great Glen Canoe Trail sayesinde kendi limitlerimi daha iyi biliyordum. Hava durumunun ne kadar hızlı değişebildiğini de göz önünde bulundurarak bu kez biraz daha esnek davrandım ve plana ekstra zaman ekleyip rotayı 4 güne yaydım. Aslında son günlerde hava oldukça iyi olduğu için, son iki günü birleştirerek rotayı 3 günde de tamamlayabilirdim. Ama kiralama firmasıyla planlamayı baştan 4 gün üzerinden yaptığımız ve pick-up günü için 4. günün sonunda anlaşmış olduğumuz için plana sadık kaldım.
Toplam rota 60–65 km arasında değişiyor ve 3. gün seçtiğiniz güzergâha göre şekilleniyor. Kamp yeri, okyanusa ulaşana kadar çok fazla alternatif sunduğu için farklı planlamalar yapmak mümkün. Ama benim planım şu şekildeydi:
| Başlangıç | Bitiş | Kamp Yeri | Mesafe | |
| 1. Gün | Glefinnan | Camas Bhlathain | Camas Bhlathain karşı kıyısı | 19 km |
| 2. Gün | Camas Bhlathain | Loch Moidart | Castle Tioram | 18 km |
| 3. Gün | Loch Moidart | Samalaman Bay | Samalaman adası | 13km |
| 4 Gün | Samalaman Bay | Loch Aiort | 12 km |
3. gün için planda iki alternatif rota imkanınız var: Loch Moidart’ın kuzey kanalından dönerek okyanusa ulaşmak ya da direkt güneyden çıkmak. Rüzgar uygunsa ikisi de mümkün ve neredeyse aynı mesafede. Ancak rüzgar güçlü ise içteki kuzey kanal daha korunaklı olduğu için daha güvenli ve konforlu bir seçenek oluyor.

Kiralama yaptığım firma beni Glefinnan’da bırakıp Loch Aiortta Jetties denilen balık yetiştirme çiftliğinin ilerisindeki noktadan aldı. Rotadan her gün gelgit durumuna bakarak planımı kurdum ve çıkış saatimi ona göre belirledim.
Gel git / Rüzgar
Rüzgar
Rotadaki en önemli etkenler gelgit ve rüzgar. Özellikle okyanus kısmında, rüzgar yönü karadan okyanusa doğruysa ve şiddetliyse sürüklenmenize neden olabilir. Lochlar daha kapalı alanlar olsa da yüksek rüzgar burada da ilerlemeyi ciddi şekilde zorlaştırabiliyor.
Firma ile konuştuğumda, rotanın tamamen rüzgar durumuna bağlı olduğunu, şartlar uygun olmazsa alternatif planlara bakabileceğimizi söylemişlerdi. Ben de bunu bilerek gittim ve süreç boyunca sürekli rüzgar takibi yaptım. Bunun için genelde Windy kullanıyorum. Bölge bazlı detaylı harita üzerinde rüzgarın yönünü ve şiddetini göstermesi okumayı çok daha kolaylaştırıyor.

Tabii sadece rüzgarın şiddetine değil; yönüne, dalga durumuna ve hepsinin birleşimine bakarak karar vermek gerekiyor. Ama kişisel olarak, özellikle okyanus kısmında, 3 bofor üstünde tek başıma açılmayı tercih etmezdim. (Normalde turlarda konulan sınır 4 bofor)
Tarih yaklaştığında rüzgar tahmini iyi göründüğü için planda bir değişiklik yapmadık. Yön bazı yerlerde, özellikle Loch Shiel boyunca karşıdan gelip beni zorlasa da şiddeti düşük olduğu için engelleyici olmadı.
Gelgit
Loch Shiel etabından sonra gelgit, sürekli takip etmeniz ve kararlarınızı ona göre vermeniz gereken en önemli etkenlerden biri oluyor. Özellikle Loch Shiel ile Loch Moidart’ı bağlayan Shiel Nehri geçişinde, saat planlamasını tamamen gelgite göre yapmak gerekiyor. Düşük gelgitte su çekildiği için nehir boyunca küçük şelaleler ve akıntılı geçişler oluşabiliyor; bu da capsize riskini artırabiliyor. Bunun yanında suyun aşırı sığlaşması nedeniyle karaya oturma ihtimali de var.
Ben bu yüzden özellikle gelgit saatlerini takip edip geçişi yüksek gelgitte yaptım. Büyük bir şelale ya da teknik bir durum oluşmasa da akıntıyı yine hissettim. Zorlayacak seviyede değildi ama nehir boyunca birkaç noktada su oldukça sığdı ve küçük karaya oturmalarım oldu.
Gelgitle ilgili bir diğer önemli nokta ise düşük gelgitte Loch Moidart’ın kuzey kanalında suyun ciddi şekilde çekilmesi. Bu durumda ilerlemek neredeyse imkansız hale geliyor. Eğer düşük gelgit sırasında Loch Moidart’taysanız, kuzey kanal yerine güneyden geçmek daha mantıklı bir seçenek oluyor. Rüzgar nedeniyle kuzey kanalını kullanmanız gerekiyorsa da yüksek gelgiti beklemek şart. Ben beklemek istemediğim için ve rüzgar da elverişli olduğu için direkt güneyden okyanusa çıktım.
Rota Takibi & GPS
Deniz kayağı rotaları için GPS kaydı bulmak açıkçası oldukça zor. En azından ben çok fazla kaynak bulamadım. Bu yüzden gitmeden önce yine Garmin Explore üzerinden gün gün plan yapıp; nerede konaklayacağımı, hangi koylarda mola vereceğimi belirleyerek kendi GPS rotamı oluşturdum. Daha sonra bu rotaları saatime gönderip yol boyunca oradan takip ettim.

3.gün saatimin şarjı bitince navigasyona telefon üzerinden devam etmek zorunda kaldım. Açıkçası bu kadar izole bir rotada beni en çok zorlayan konulardan biri şarj yönetimi oldu. Sürekli harita ve GPS kullanınca güç tüketimi düşündüğümden daha fazla oldu.
Aşağıdaki linkten gün gün planladığım GPS kayıtlarını bulabilirsiniz. 3. gün kuzey kanalından değil güney kanalından çıkmaya karar verdiğim için, o gün rotayı yol üzerinde alternatif olarak değiştirdim.
Solo Yapmak
Great Glen Canoe Trail’e (GGCT) kıyasla Loch Shiel Circuit çok daha izole bir rota. GGCT oldukça bilinen bir parkur olduğu için karşılaştığım insanlar yaptığım şeyi daha az garipsiyor ve konuya daha aşina oluyordu. Bu rotada ise ilk gün kimseyle karşılaşmadım. İkinci gün sadece uzaktan Castle Tioram çevresinde birkaç turist gördüm. 3. gün ise Samalaman Bay’de karşılaştığım insanlar özellikle karşı adada tek başıma kamp yapmamı oldukça şaşırtıcı buldu.

Ben izole rotalarda kendimi daha güvende hissediyorum ama sanırım ilk uzun mesafe deniz kayağı ya da kano rotasını yapacak biri için, olası bir problemde yardım alma ihtimali daha yüksek olduğu için Great Glen Canoe Trail daha mantıklı bir başlangıç olabilir.
Genel olarak hava koşulları benim için oldukça sorunsuzdu ama bence bu rotanın tek başına en zor kısmı okyanus geçişleri. Capsize olma ihtimali ve sürüklenme riski, tek başınayken yönetmesi en zor durumlar oluyor. Bu konuda kendinizi yeterince rahat ve deneyimli hissetmiyorsanız bu riski almamanızı öneririm. Ekip halinde yönetmek çok daha kolay olacaktır.
Hazırlık & Planlama
Özellikle solo ve kamp içeren yolculuklarda hazırlık ve planlama gerçekten çok önemli. Her duruma hazırlıklı olmaya çalışmak — çoğu zaman tamamen mümkün olmasa da — olası senaryoları önceden düşünmek gerekiyor. Bu noktada iyi bir blog taraması yapmak, başkalarının nerelerde zorlandığını görmek oldukça faydalı oluyor.
Loch Shiel için elimde bir rehber kitap olmadığı ve çok fazla detaylı blog kaydı da bulamadığım için, ulaşabildiğim kadar YouTube vlogu izleyip notlar aldım. Özellikle kamp noktaları, geçişler, gelgit ve rüzgârla ilgili deneyimleri anlamaya çalıştım.
Mevsim
Rota için ideal dönem Nisan-Ekim arası olarak belirtilse de, İskoçya’da bu tarz outdoor aktiviteler için bana göre en iyi dönem nisan–mayıs arası. Bunun en büyük sebepleri midge sezonunun henüz başlamamış olması, havanın nispeten daha kuru geçmesi ve sıcaklıkların daha yönetilebilir olması. Tabii yine de İskoçya havasında hiçbir zaman yüzde yüz kesinlik yok.
Geçen sene mayıs sonunda Great Glen Canoe Trail’i yaparken oldukça kötü havaya denk gelmiştim. Bu sefer ise şanslıydım ve rotayı gerçekten güzel hava koşullarında yapabildim.
Konaklama
Bu rota için ana seçenek kamp yapmak. Sadece 3. gün Samalaman Bay tarafında pansiyon seçeneği bulunuyor. Bunun dışında Loch Shiel’in son kısmında da bir pansiyon ve kamp alanının yakınından geçiyorsunuz ama Loch Shiel boyunca genel olarak tek gerçek seçenek wild camp.

Kamp yapılabilecek yer konusunda ise rota oldukça fazla alternatif sunuyor. İskoçya’da wild camp, bazı kısıtlı bölgeler dışında, Scottish Outdoor Access Code kurallarına uyduğunuz sürece yasal ve oldukça yaygın bir şey. Siz de bu kurallara uyarak kamp yapabiliyorsunuz.
Ben gitmeden önce yaklaşık olarak kamp yapabileceğim noktaları haritada işaretleyip alternatifler oluşturmuştum. Ama son kararı gidince, alanı gözümle görüp içime sinen yere göre verdim. Loch Shiel’de, Camas Bhlàthain kıyılarının karşı tarafındaki alan bana daha izole hissettirdiği için orayı tercih ettim. Ama bence Camas Bhlàthain tarafı da kamp için oldukça uygundu.

İkinci gün ise ilk tercih olarak işaretlediğim ve gerçekten çılgın bir deneyime dönüşen Castle Tioram’ın bulunduğu adada kamp yaptım. Üçüncü gün de Samalaman Bay’in karşısındaki yerleşimsiz küçük Samalaman Adası’nda kaldım. Bence kamp durumu açısından en az opsiyonun olduğu etap 3. Gün. Çok fazla izole seçeneğiniz yok. Salllamanan bay bence oldukça kalabalık. O nedenle tek seçenek neredeyse ada.
Üçü de birbirinden ilginç ve güzel deneyimlerdi. Ve her üçünde de kamp yapan tek kişi bendim.
Deniz Kayağı/kano kiralama
Malzeme kiralamasını, geçen sene olduğu gibi bu sefer de Rockhopper Sea Kayaking üzerinden yaptım. Firmadan gerçekten oldukça memnunum; hem hizmetleri hem de yaklaşımları oldukça iyiydi. Malzemeler de oldukça yeni ve bakımlıydı.
Tüm deniz kayağı ekipmanlarının kiralaması için 160 pound ödedim. Bunun yanında bırakma ve geri alma hizmeti için de ayrıca 200 pound ödeme yaptım. Genel olarak baktığımda fiyatlarını oldukça makul buluyorum.
Neler Götürdüm?
Aslında Great Glen Canoe Trail’e oldukça benzer bir ekipman listesi kullandım. Ama geçen sene özellikle kano yerleştirmesi ve ağırlık yönetimi konusunda zorlandığım için, bu sefer çok daha hafif ve minimal gitmeye çalıştım. Daha az malzeme taşımanın hem yerleşim hem de günlük kullanım açısından ciddi rahatlık sağladığını hissettim. Yakında, bu rota için tam olarak neler götürdüğüm, neleri gereksiz bulduğum ve nasıl daha hafif çıktığım üzerine detaylı ayrı bir yazı da paylaşacağım.
Kamp
Her ne kadar kamp için oldukça fazla alternatif olsa da, rotayı sorunsuz ilerlemek için şu üç konuyu iyi planlamak gerekiyor: su, yiyecek ve alışveriş imkanları.
Su durumu
Yola çıkmadan önce su durumu konusunda Rockhopper Sea Kayaking ile konuştum. Loch Shiel suyunun içilebilir olduğunu ve gerektiğinde kullanılabileceğini söylediler.
Buna rağmen ben çıkmadan önce yanımızdaki su torbalarını tamamen doldurdum ve rota boyunca içme suyu olarak Loch Shiel’e ihtiyaç duymadım. Yine de olası bir durum için yanımda filtre ve su arıtma tabletleri de vardı.

Loch Shiel boyunca kamp yapılan bölgelerde genelde küçük akarsular ve derelerden su temin etmek mümkün. Ancak Loch Shiel’den sonra durum biraz değişiyor; özellikle okyanus ve Loch Moidart kısmında temiz suya ulaşmak daha zor.
Bu yüzden önerim, hem mutlaka su filtresi taşımak hem de Loch Shiel’den çıkmadan önce su stoklarını tam doldurmak. Eğer yine de su bitme durumu olursa Samalaman Bay yakınlarında bir inn var, oradan su temin etmek mümkün olabilir.
Yiyecek
Ben genelde kamp yapacağım gün sayısından bir iki gün fazla olacak şekilde yanımda yiyecek alıyorum; olur da hava şartları nedeniyle beklemek zorunda kalırsam diye. Normalde en küçük boy bütan gazı alıyorum ve yemeklerimi benmari usulü ısıtıyorum. Bu sistem çoğu zaman fazlasıyla yeterli olur ve hatta artardı.

Ama bu sefer anlamadığım bir şekilde son gün neredeyse tamamını tükettim. Bunun ya gazın kalitesiyle ya da kullandığım ekipmanın zamanla verim kaybetmesiyle ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum.
Alışveriş Durumu
Bu rotada izole olması nedeniyle çok fazla alışveriş imkanı yok. Alışveriş yapılabilecek tek yer Loch Shiel sonundaki Acharacle kasabası. Burada alışveriş dükkanları bulunuyor.
Direkt bir alışveriş noktası olmasa da yemek yiyip bir şeyler içebileceğiniz yer ise 3. günün sonunda, Samalaman Bay’de, Glenuig inn. Ben de 3. gün sonunda yaşadığım şarj krizi sonrası buraya giderek telefonumu şarj ettim. Oldukça sıcak kanlı ve yardımsever bir ekipleri var; bana da çok yardımcı oldular.
İmkanlar bu kadar kısıtlı olduğu için önerim fazlaca alışveriş yaparak yola çıkmanız.
Gün gün rota
Rotoya yaklaşım
Edinburgh’da birkaç gün geçirdikten sonra, Ember elektrikli otobüsleriyle Fort William’a geçtim. Pazar günü olduğu için tren bulamadım ama otobüs oldukça konforlu ve hızlıydı.
Fort William’da Imperial Hotel Fort William’da kaldım. Genellikle rotaya başlamadan önce otel ya da pansiyonda kalıyorum; çünkü hızlı hareket etmek istediğim için kamp kurma süreci bana zaman açısından zor geliyor. Bir de rotaya dinlenmiş şekilde başlamak istiyorum.

Kayak rotalarında çok fazla malzeme taşımam gerektiği için ekstra ağır oluyorum. Bu yüzden yola çıktığımda sırt çantam oldukça ağırdı ve biraz zor hareket ediyordum.
Imperial Hotel Fort William aslında oldukça eski bir otel ama otobüs bırakma noktasına yakın olması nedeniyle orayı tercih ettim. Vardıktan sonra akşam yemeği yiyip erken yattım; çünkü ertesi sabah erkenden Rockhopper Sea Kayaking merkezine gitmem gerekiyordu.
1.Gün
Sabah erkenden kalkıp eşyaları son bir kez gözden geçirdim. Geçen sene bir torbayı unuttuğum için bu sefer ekstra dikkatliydim. Hızlı bir kahvaltının ardından taksi çağırıp Rockhopper Sea Kayaking merkezine gittim. Böyle durumlarda geç kalmayı bırakın, genelde biraz erken gitmeyi tercih ediyorum.
Ben vardığımda henüz kimse gelmemişti ama 5–10 dakika sonra, anlaştığımız saatten biraz daha erken şekilde merkezi açmak için Rockhopper’dan Ben geldi. Artık yavaş yavaş arkadaşlığa dönen sohbetlerimizde birbirimize geçen seneden beri neler yaptığımızı anlattık. Ben ona Aconcagua’dan ve Fethiye’de katıldığım deniz kayağı kampından bahsettim.

Bu sırada ben kişisel eşyalarımı dry bag’lere yerleştirirken, Ben de ekipmanları hazırlıyordu. Çünkü beni bıraktıktan sonra kendi turu için de hazırlık yapması gerekiyordu.
Glenfinnan’a vardığımızda saat oldukça erken olmasına rağmen Harry Potter trenini izlemeye gelen insanlar vardı. Ama Ben bana trenin kısa süre önce arızalandığını ve insanların aslında boşuna beklediğini söyledi.

Beni klasik anıt tarafında değil, sağ tarafta, kıyıya daha yakın ve daha içerde kalan bir noktada bıraktı. Vedalaştıktan sonra eşyaları yerleştirmeye koyuldum. Açıkçası bu kısım benim için her zaman biraz zorlayıcı oluyor. Çünkü aynı anda hava durumu, rota, GPS, gelgit gibi çok fazla şeyi düşünmeniz gerekiyor ve o sırada bir şeyi atlama ihtimaliniz artıyor.
Bir de bunların üstüne içerik üretmek için her şeyi kayıt altına alma kısmı eklenince dikkat daha da dağılıyor. Mesela kısa süre önce bir deniz kayağı turunda bagaj kapaklarından birini kapatmayı unutarak suya çıkmıştım. Bu yüzden böyle zamanlar için genelde kendime checklist hazırlıyorum; en azından temel şeyleri atlamamak için.

Tüm hazırlıklar bittikten sonra GPS’i başlatıp rotaya çıktım. Açıkçası o andan itibaren bütün stresim ve endişem dağılıyor. Hava da güzel olunca ilk kısımda sık sık durup bol bol fotoğraf ve video çektim. Anıttan uzaklaştıkça insan sesleri iyice kayboldu. Highland manzaralarında suya yansıyan tepeler, doğanın ritmi ve sessizlik gerçekten başka bir his yaratıyor.
Bir ara kısa ama hızlı bir yağmur bastırdı. İlk çıktığımda hava çok iyi olduğu için şapka bile takmamıştım. Biraz saçlarım ıslandı ama çok zorlayıcı olmadı.

Sanırım 2–3 saat sonra mola verdim. Durduğum kıyı aynı zamanda kamp yapmak için de oldukça ideal görünüyordu. Yaklaşık yarım saat bir şeyler yiyip etrafı izleyerek vakit geçirdim. Açıkçası bugünün her noktası ayrı güzellikteydi; sürekli durup fotoğraf çekmek istiyorsunuz. Başladığımdan beri giderek kaybolan medeniyet izleri ve tüm gün boyunca kimseyi görmemem, bu rotanın düşündüğümden de daha izole olacağını hissettirdi.

Highland manzarasının yavaş yavaş ormanlık tepelere dönüştüğü noktada, sanırım gün boyunca gördüğüm ilk medeniyet izi ormanın içinde tek başına duran bir ev oldu. Burayı geçtikten sonra artık River Polloch civarına yaklaşmaya başlıyorsunuz. Bu da yavaş yavaş kamp yeri bakmam gerektiği anlamına geliyordu.
Tam bu sırada hava biraz bozdu; hafif yağmur ve rüzgar başladı. Aslında ilk planım Camas Bhlàthain tarafında kamp yapmaktı. Buraya kara yolu ulaşımı olduğu için zaman zaman karavanlar da gelebiliyormuş. Ama tam karşı kıyı bana çok daha izole ve sakin göründü; özellikle yoldan erişimin olmaması hoşuma gitti. Bu yüzden kampımı oraya kurdum.

Gerçekten o kadar güzel bir yer seçmişim ki saatlerce sadece kuş seslerini dinledim. Çok huzurlu bir yerdi.
İskoçya’da nisan sonunda bile hava yaklaşık 9.30 gibi kararıyor. Bu da outdoor aktiviteler için büyük avantaj sağlıyor. Hem rotayı tamamen aydınlıkta bitirme şansınız oluyor hem de zamanı daha rahat kullanabiliyorsunuz; sürekli acele etmeniz gerekmiyor.

Biraz dinlendikten sonra, yaklaşık 7.30 gibi yemeğimi ısıtıp yedim. Yer kaplamaması açısından genelde dry camp food tercih ediyorum; outdoor mağazalarından alıyorum. Yanımda küçük bir ocak seti taşıdığım için yemekleri benmari usulü ısıtıyorum. Çok sevdiğim bir yöntem olmasa da hafiflik açısından bence oldukça avantajlı.

Hava yavaş yavaş kararmaya başlarken balıkçıl kuşlarının sesleri her yerde yankılanıyordu. Bir süre sahilde yürüyüp batan güneşi ve gökyüzünü fotoğrafladıktan sonra, manzaraya hala doyamamış şekilde, saat 10 gibi çadıra geçip biraz oyalanıp yattım. Gerçekten oldukça huzurlu bir uyku uyumuşum.
2. Gün
Bu sabah acelem olmadığı için, böyle bir aktivite için oldukça geç sayılabilecek bir saatte, 8–9 gibi uyandım. Yüksek gelgit saati 5 civarı olduğu için planım Shiel Nehri geçişini o saate yakın yapmakti. Bu da tahminen 12 gibi çıkmamın yeterli olacağı anlamına geliyordu.

Oldukça yavaş bir tempoda uyanıp kahvaltı hazırlamaya başladım. Bu sırada karşıdan iki kanocu geçti. Dün görmediğim bir ekipti; tahminim ya bugün başlamış olmaları ya da dün benden sonra yola çıkmış olmalarıydı. Selam verdim ama nedense çadırımı ve kayığı incelemelerine rağmen beni bir türlü fark etmediler.

Kahvaltıdan sonra çadırı toplayıp 11.30–12 gibi yola koyuldum. Ama ilk durağım, oldukça yakındaki Eilean Fhianain adasıydı. Adanın üzerinde yaklaşık 1500 yıllık eski bir şapel ve hala kullanılan çok eski bir mezarlık bulunuyor. Aslında bu adayı ilk gördüğümde burada kamp yapmayı düşünmüştüm ama sonradan saygısızlık olur diye vazgeçmiştim. İyi ki de vazgeçmişim. Çünkü düşündüğümden çok daha huzursuz hissettiren bir atmosfere sahipti; hatta biraz korku filmi hissi verdi diyebilirim.

Adaya yaklaşıp deniz kayağını kıyıya çektikten sonra şapelin olduğu bölgeye doğru hafifçe tırmandım. Eski mezar taşlarını inceleyip fotoğraf çektim. Şapelde aslında 1500 yıllık bir çan da varmış ama 2019 yılında çalınmış.

Adada ayrıca daha önce hiçbir yerde görmediğim dikenli telli sarmaşıklar vardı ve bu yüzden çoğu yere ulaşmak oldukça zordu. Etrafta çok eski heykeller ve mezar taşları vardı. Bazı mezarlara ise yakın zamanda bırakılmış gibi duran çiçekler dikkatimi çekti.

Uzakta tek başına duran bir mezar ilgimi çekince oraya doğru ilerlemeye çalıştım. Dikenli sarmaşıklara takıla takıla yürürken, hiç beklemediğim bir anda neredeyse burnumun dibinden bir yabani ördek havalandı. Önce ne olduğunu anlayamadım ama sonra fark ettim ki hemen yanında bir yuvası vardı ve içinde 7–8 tane yumurta duruyordu. Oraya girip onu rahatsız ettiğim için gerçekten kötü hissettim ve hiçbir şeye dokunmadan hemen uzaklaştım. Umarım kısa süre sonra yuvasına geri dönmüştür.

Bunun üzerine adada daha fazla kalmamam gerektiğini hissedip hızlıca deniz kayağına dönerek oradan uzaklaştım.
Biraz ilerledikten sonra önce bir Highland çiftliğinin yanından geçtim. Uzaktan da olsa küçük buzağıları görmek güzeldi.

Günün bundan sonraki kısmı, Loch Shiel’in sonu ile River Shiel’in başlangıcı olan Acharacle’a kadar uzanan yaklaşık 3–4 saatlik bölümde, karşıdan rüzgar almam nedeniyle oldukça eforlu geçti. Loch Shiel’in sonlarına doğru su belirgin şekilde sığlaşıyor. Bir noktada gölün ortasında olmama rağmen neredeyse karaya oturacak kadar sığ bir alanla karşılaştım ve açıkçası bunu beklemiyordum. Bu yüzden bu kısmı oldukça dikkatli ilerleyerek geçtim.
River Shiel’in başlangıcında sağ tarafta evler ve bir kamp alanı görünüyordu. Önce tarihi kemerli bir köprüden geçiyorsunuz. Yüksek gelgite denk gelmeme rağmen su yine de oldukça sığdı. Bir noktada gerçekten karaya oturdum ve uzun uğraşlarla kurtuldum. Buna rağmen manzara çok güzeldi; özellikle suya yansıyan orman görüntüleri etkileyiciydi.

Nehrin orta kısmına geldiğinizde artık akıntıyı belirgin şekilde hissetmeye başlıyorsunuz. Bu noktada “şelale var mı, gelgiti doğru mu okudum, sorun yaşayacak mıyım?” gibi bir endişe de vardı. Özellikle son bölüm, düşük gelgitte oldukça zorlayıcı olabiliyormuş. Ben bana “eğer geçemezsen dur, kamp kur ve ertesi gün dene” diye önermişti.
Ama doğru zamanlamayı yakaladığım için sadece akıntıyla birlikte orta seviyede hızlanarak geçebildim. Nehri geçer geçmez karşıda uzakta Castle Tioram görünüyor. Benim için günün sonuna yaklaşırken kamp yapmayı hedeflediğim nokta da buydu.

Castle Tioram oldukça etkileyici bir yer. Burasına ulaşım ya denizden ya da alçak gelgitte ortaya çıkan yoldan sağlanıyor. Yüksek gelgitte ise tamamen bir adaya dönüşüyor. Küçük adanın üzerinde sadece kale var. Yıkılma tehlikesi nedeniyle kalenin içine giriş yasak ve kapıları kilitli; sadece dışarıdan görülebiliyor.
Ben adaya ayağımı basar basmaz, kalenin üzerinden yükselen siyah kocaman bir kuzgunun ötüp havalanması ve birkaç dakika boyunca üzerinde süzülmesiyle günün o “korku filmi” hissi veren anlarından birini daha yaşamış oldum.

Adaya çıkıp kayağı iyice kıyıya çektim. Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey şu: gelgit nedeniyle kara sandığınız yer birkaç saat içinde su altında kalabilir ve kayağınız sürüklenebilir.
Biraz adayı keşfettikten sonra çadırımı kurdum. O sırada adada kimse yoktu; yüksek gelgitin de etkisiyle tamamen izole bir ortam vardı. Ama uzaktan, karşı kıyıda birkaç turisti fotoğraf çekerken görebiliyordum. Loch Moidart ve kale çevresinde birkaç lüks ev dışında neredeyse hiçbir yerleşim yok. Karşı adada ise oldukça lüks evler olduğu için zaman zaman zodyaklarla geçen kişilerin seslerini duyabiliyordum.

Çadırı kurduktan sonra fotoğraf çekmeye ve çevreyi keşfetmeye başladım. Sanırım çadırı kalenin hemen altına kurduğum için telefon çekimi biraz zayıftı. Bu yüzden kısa bir tırmanışla tepeye çıkıp hem fotoğraf çektim hem de günü tamamladığımı bildirmek için telefonla iletişime geçtim.
Tam bu sırada iki turist geldi ve çadırımı ve kayağı görünce oldukça şaşırdılar. Biraz gezip sonra gittiler. Ben de umduğum gibi o gece adada tamamen yalnız kalacaktım.

Neredeyse hava kararana kadar tepede hem kalenin fotoğraflarını çektim hem de telefondan günü toparlayıp iletişim kurdum. Hava kararmaya yaklaşınca çadıra dönüp yemeğimi ısıtıp yedim.


Sonra tamamen karanlık çökmeden hemen önce tekrar dışarı çıkıp gün batımını fotoğrafladım. Çadırımın tam önünde uzakta Atlantik Okyanusu uzanıyordu. Gün batımı ve gökyüzünün renkleri inanılmaz güzeldi.
Bu sırada karşıdaki adadaki evlerden birinde verilen bir partinin sesleri geliyordu. Bir an “ne kadar şanslılar” diye düşünürken, kendi kendime “benim de bu gece kendime ait bir adam var, hem de üstünde bir kale var” dedim. 😊

Hava kararınca çadıra geçtim. Bir noktada parti sesleri tamamen kesildi ama bu kez o kadar fazla balıkçıl kuş vardı ki sesleri adeta çadırın içinde yankılanıyordu. Bir ara uyumuşum ama kalenin üstünde durup durup çığlık atan kuşlardan biri vardı ve ara ara çığlıkları ile uyanıyordum. Yine de sorun etmedim; onların alanına misafir olduğumu biliyordum ve bunu bilerek gelmiştim.

Ertesi gün okyanus etabı olması hem heyecan hem de endişe karışımı bir his yaratıyordu. Sanırım deniz kayağıyla şimdiye kadar aldığım en yüksek riski aldığım bölümü yaşayacaktım.
3. Gün
Sabah erken bir saatte uyanıp hızlıca hazırlanmaya başladım. Kaldığım yerin turistik olması nedeniyle geç saate kalmak istemedim. Sabah erken saatler low tide’a denk geldiği için bir önceki günden rotamı güney kanalı üzerinden planlamıştım.

Loch Moidart bir okyanus loch’u, yani bir nevi iç deniz gibi. Gelgit çekilirken ters yöne doğru ilerlemek oldukça yorucu oluyor. Sanki görünmez bir el sizi arkadan geri çekiyormuş gibi hissediyorsunuz. İlk defa deneyimlediğim şekilde gelgit, Loch Moidart’tan üçgen hatlar oluşturarak çekiliyordu. Neyse ki sabah rotam gelgit ile aynı yöndeydi.
Okyanusa çıkmadan hemen önce, Eilean Shona adasının yakınlarında büyük bir fok sürüsüyle karşılaştım. Çoğu zaman kano ve deniz kayaklarını takip ettiklerini söylemişlerdi ama benim şansıma sadece uzaktan izlemekle yetindiler, peşimden gelmediler.
Hava oldukça güzeldi ve neredeyse hiç rüzgar yoktu. Ama yine de okyanusa çıktığım anda garip bir his yaşadım. Gelgitle kabaran su, uzaktan sanki sizi içine çekecekmiş gibi görünse de aslında çok hafif bir dalga hissi yaratıyordu. Çıkar çıkmaz karşıda ünlü Egg and Rum adalarını gördüm.
Küçük bir balıkçı teknesi dışında neredeyse hiç trafik yoktu. Kayalık hatta çok yaklaşmadan ama fazla da açılmadan ilerleyerek mola noktam olan Smirisary Beach’e vardım. Burası bembeyaz kumları ve ıssızlığıyla gerçekten gönlümü çaldı. Karayolu ulaşımı yok; sadece yürüyerek ya da okyanus tarafından ulaşabiliyorsunuz. Ben vardığımda yalnız bir kadın yürüyüşçü vardı ama durmadan devam etti. Sahilde tek başıma kalınca kendimi oldukça şanslı hissettim.

Bugün, diğer günlere göre daha kısa bir etaptı. Moladan sonra yaklaşık bir–bir buçuk saat içinde Samalaman Bay’e ulaştım. Hatta o kadar erken vardım ki bir an doğru yerde olup olmadığımdan bile emin olamadım.
Gelmeden önce aklımda üç kamp seçeneği vardı: Samalaman Bay, Samalaman Adası ve Glenuig. Low tide’a denk geldiğim için Glenuig oldukça ulaşılmaz görünüyordu. Gidip baktığımda suyun çok çekildiğini ve mesafenin uzadığını görünce hiç düşünmeden Samalaman Bay’e geri döndüm.

O sırada su ve yemek stoklarımda bir problem yoktu. Yani bir gece daha tamamen medeniyetten uzak wild camp yapabilirdim. Düşünmem gereken tek şey şarj durumuydu.
Normalde bu tarz deniz kayağı aktivitelerine iki tane powerbank götürüyorum. Bunlardan biri güneş enerjisiyle şarj olabilen oldukça kullanışlı bir model. Neredeyse Everest Base Camp’ten Aconcagua’ya kadar insanlar beni durdurup nereden aldığımı sormuştu. Özellikle yürüyüşlerde çantama takıyorum ve bir gün boyunca iyi güneş görürse tamamen şarj olabiliyor.

Ama bu sefer işler biraz değişti. Insta360, telefon, saat ve fotoğraf makinesi derken normalde ihtiyaç duyduğumun neredeyse 4–5 katı kadar şarj tüketmeye başladım. 2. günün sonunda tüm powerbankler bitince, güneş enerjili olanı bütün gün deniz kayağının üstüne koyup şarj etmeye çalıştım. Kamp alanına vardığımda yaklaşık yarıya kadar dolmuştu; bu da telefonumu iki kez şarj etmeye yetecek kadar enerji demekti. Ben de buna güvenerek adada kamp yapmayı seçtim.
Adaya gelgitin en düşük olduğu saate yakın vardığım için, yaklaşık bir–iki saat boyunca suyun yükselmesini ve kayağı daha güvenli bir noktaya çekebilmeyi bekledim kumsalda. Daha sonra kampı kurdum, denize girdim derken saat 8’e doğru çadıra geçtim. Planım yemek yiyip uyumaktı.

Ama bu sırada telefonumun şarjını da neredeyse tamamen tüketmiştim. Şarj yüzde 5’e düşünce powerbank’i taktım ama cihaz sadece yüzde 15’e kadar doldurup kapandı.
Bu da iletişimden navigasyona kadar elimde hiçbir şey kalmaması demekti. Zaten saatimin şarjı da bitmişti.
Bunun üzerine hızlı bir kararla üzerime tekrar dry suit’i giyip, kano eteğini bile almadan sadece can yeleğiyle kararmaya başlayan havada karşı kıyıya doğru kürek çekmeye başladım. Uzaktan orada insanların olduğunu görebiliyordum. Belki bir şekilde telefonumu şarj edebileceğim bir yer bulabilirim diye düşündüm.

Sahile yaklaştıkça kıyıdaki insanların gözleri üzerime çevrildi. Deniz kayağını kıyıya çekerken şaşkınlıkla adada mı kaldığımı, ne yaptığımı sormaya ve yanıma yaklaşmaya başladılar.
Yaklaştığımda kalabalığın sahilde oturup alkol alan bir erkek grubu olduğunu fark ettim. İçlerinden biri bana powerbank’ini vermeyi teklif etti; anladığım kadarıyla sahildeki karavanında kalıyordu. Ama içimde bir ses bu yardımı kabul etmemem gerektiğini söylüyordu.
Bazen gerçekten bilmediğiniz bir elin sizi koruduğunu hissediyorsunuz. Tam o sırada, kalabalığın biraz dışında duran biri hızlıca yanıma gelip eşiyle birlikte çok yakındaki bir pansiyonda çalıştıklarını söyledi. Arabayla oraya gideceklerini, istersem bana yardım edebileceklerini söylediler. Ben de hiç düşünmeden bu teklifi kabul ettim.
Arabada pansiyon sahibi ve eşi vardı. Yaklaşık 1–2 dakika uzaklıktaki küçük bir pansiyon ve bara gittik. Normalde kapalı olmalarına rağmen beni içeri alıp telefonumu şarja taktılar ve bana kahve ikram ettiler. Sonrasında uzun uzun sohbet ettik. Gerçekten çok sıcakkanlı insanlardı.

Yakın zamanda yaptıkları Japan seyahatinden bahsedip bana öneriler verdiler. Bir yıldır bu pansiyonda yaz-kış çalışıp kaldıklarını, boş zamanlarında ise seyahat ettiklerini anlattılar. Bir taraftan da bana sahildeki adamlarla konuşmamı öğütlediler.
Bu sırada bir taraftan endişeliydim çünkü hava kararmak üzereydi ve benim geri dönmem gereken bir rota vardı. Telefonum da normalden çok daha yavaş şarj oluyordu. Neredeyse hava tamamen kararmadan sadece birkaç dakika önce çıkıp yarı karanlıkta deniz kayağının olduğu sahile doğru yürümeye başladım.
Yürürken aklımda hala o kalabalık vardı; tekrar karşılaşır mıyım diye biraz tedirgindim. Neyse ki sahile vardığımda kimse kalmamıştı. Çekilen gelgit nedeniyle deniz kayağını suya kadar hızla sürüyüp karanlıkta tekrar adaya doğru kürek çekmeye başladım.

Bir noktada yaşadığım an hem korkutucu hem de inanılmaz güzel geldi bana. O kadar gerçek hissettirdi ki telefonu çıkarıp birkaç kare fotoğraf çektim. Böyle anlar bir taraftan her şeyin ne kadar hızlı değişip zorlaşabileceğini gösteriyor, ama diğer taraftan da kendinize daha büyük bir çerçeveden baktığınız anlara dönüşüyor. Sanırım hayatımda hiç unutmayacağım bir an olacak karanlıkta Atlantik okyanusunda kürek çektiğim o anlar.
Döndüğümde hızlı ve yoğun geçen bir saatin etkisinde çadırda uzun süre oturdum ne yaşadığımı anlamaya çalışarak. Bir süre sonra yemeğimi ısıtıp bir şeyler yiyip yattım. Yarın son günümdü ve bu yolu bitirmeye kararlıydım.
4. Gün
Sabah 8 civarı kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra toparlanıp yola çıktım. Rockhopper Sea Kayaking ile saat 2.30 gibi buluşma noktasından beni almaları için anlaşmıştık.
Bugünkü rotada okyanustan Loch Ailort’a doğru ilerliyorsunuz. Yine rüzgarı karşıdan aldığım ve bu sefer çekilen gelgite karşı kürek çektiğim için oldukça zorlayıcı bir gündü. Loch Ailort’a yaklaştıkça Highland manzaraları tekrar ortaya çıkmaya başlıyor. Uzaktan birkaç ev ve otel görüyorsunuz. Hatta deniz kayağı yapan birkaç kişiye de rastladım; selamlaştık.

Loch Ailort’un son kısmına yaklaşınca bir balık çiftliği çıkıyor karşınıza. Balık çiftliğindeki kablolara ve dubalara dikkat ederek geçip buluşma noktamız olan jetty’ye ilerledim. Burası oldukça eski taş bir iskeleydi. Üzeri tamamen yosun kaplı olduğu için nerede başlayıp nerede bittiğini anlamak neredeyse imkansızdı. Oradan çıkmam gerekiyordu.
Yaklaşıp deniz kayağıyla üstüne doğru ilerledim ama kayak öyle bir noktada kaldı ki yarısı iskelenin üstüne oturmuş, diğer yarısı hala derin suda asılı gibiydi. Resmen filmlerde uçurum kenarında kalan arabalar gibi. Kendimi kurtarmaya çalıştım ama hareket etmedi. İnsem suya düşecek gibiydim. Bir noktada artık sıkılıp “düşersem de düşeyim” diyerek kendimi dışarı attım. Neyse ki korktuğum gibi olmadı.

Yaklaşık yarım saat sonra Rockhopper gelip beni aldı. Önce merkeze gittik. Ben vardığımda ekip oradaydı; oturup sohbet ettik, yolculuğumu anlattım. Sonra haritadan bana seneye yapabileceğim başka rotaları gösterdiler ve şakayla karışık “dağcılığı bırakıp full-time deniz kayağına geçmelisin” dediler 😊
Toplandıktan sonra beni kalacağım kampa bıraktılar. Bir sene sonra tekrar görüşmek üzere vedalaştık.
Loch Shiel benim için, geçen seneden sonra deniz kayağında ne kadar geliştiğimi görmemi sağlayan bir yolculuk oldu. Aynı zamanda artık solo yolculuklarda daha planlı ve daha güvenli hareket ettiğimi de fark ettim. Ama her yolculuk kendi içinde bambaşka. Bazen hiç planlamadığınız sorunlar çıkıyor karşınıza. Yalnız olmanın en büyük kısmı da bu sanırım; bütün kontrolün, ya da bazen kontrolsüzlüğün, tamamen size bağlı olması. Her yolculuk sonunda analiz edip ders çıkardığınız bir deneyime dönüşüyor. Bu yolculuk da benim için öyle oldu
Umarım önümüzdeki sene daha da güzel manzaralara güvenle açılabilirim. Ve umarım her yolculuk sonunda başladığım noktaya geri döndüğümde, sadece yeni yerler değil kendimle ilgili de yeni bir şey keşfetmeye devam ederim. Çünkü bazen başladığınız yere dönmek, aslında ne kadar ilerlediğinizi hatırlamak içindir.
Yayınlanma
Güncellenme
Glenfinnan’dan başlayıp Loch Shiel boyunca ilerleyen, ardından Shiel Nehri üzerinden Loch Moidart’a, oradan Atlantik Okyanusu kıyısına çıkarak Loch Ailort’un sonunda biten loop’a yakın bir deniz kayağı / kano rotası. Rota boyunca göl, nehir ve okyanus geçişlerinin bir arada bulunması en belirgin özelliği. Toplam mesafe ~65–70 km ve genellikle 3–4 günde tamamlanıyor.
Ben 4 günde tamamladım ama son iki günü birleştirip 3 günde de bitirilebilir. Esneklik için 4 gün daha mantıklı; hava bekleme ya da dinlenme ihtiyacına karşı tampon gün oluyor. Kiralama firmasıyla koordinasyon açısından da planı baştan netleştirmek önemli.
Rüzgar ve gelgit. Özellikle Shiel Nehri geçişini yüksek gelgite denk getirmek şart; aksi halde nehir ciddi şekilde sığlaşıyor ve capsize ile karaya oturma riski artıyor. Okyanus kısmında ise rüzgar yönü ve şiddeti belirleyici. Rüzgar takibi için Windy’yi kullanıyorum; bölge bazlı harita üzerinde yön ve şiddeti aynı anda göstermesi çok işe yarıyor. Okyanus kısmında kişisel olarak 3 bofor üstünde tek başıma açılmayı tercih etmezdim.
İki kritik nokta var: Shiel Nehri geçişi ve Loch Moidart kuzey kanalı. Shiel’i yüksek gelgitte geçmek gerekiyor, düşük gelgitte küçük şelaleler oluşabiliyor ve akıntı artıyor. Loch Moidart kuzey kanalı ise düşük gelgitte neredeyse tamamen sığlaşıyor; bu durumda ya güney kanalından geçmek ya da yüksek gelgiti beklemek gerekiyor.
Yapılabilir ama bu rota Great Glen Canoe Trail gibi bilinen parkurlardan çok daha izole. İlk uzun mesafe kayak/kano rotasını yapmak isteyenler için önce daha kalabalık ve yardım erişimi daha kolay olan bir rota daha mantıklı bir başlangıç olabilir. En zorlu kısım okyanus geçişleri; capsize ve sürüklenme riskini tek başına yönetmek daha güç. Bu konuda kendinizi deneyimli hissetmiyorsanız ekip halinde yapmanızı öneririm.
Rota için ideal dönem Nisan–Ekim arası ama Nisan–Mayıs bence en iyi dönem. Midge (tatarcık) sezonu henüz başlamamış oluyor, hava görece daha kuru ve sıcaklıklar daha yönetilebilir. Yine de İskoçya’da havanın her zaman değişebileceğini göz önünde bulundurun.
Evet, genel olarak rota boyunca tek gerçek seçenek wild camp. Sadece 3. gün Salamannan Bay yakınında bir pansiyon seçeneği var; Loch Shiel’in sonunda da bir pansiyon ve kamp alanı yakınından geçiyorsunuz. İskoçya’da Scottish Outdoor Access Code kurallarına uyulduğu sürece wild camp yasal ve yaygın. Kamp yapılabilecek alternatif oldukça fazla; son kararı yeri gözünüzle görünce verebilirsiniz.
Loch Shiel suyu içilebilir nitelikte ama ben çıkmadan su torbalarımı tamamen doldurup Shiel sonrasına kadarlık su götürdüm. Şelale ve derelerden de su temin edilebiliyor, su filtresi taşımak önemli. Okyanus ve Loch Moidart kısmında temiz suya ulaşmak zorlaşıyor. Alışveriş için rota üzerinde tek nokta Acharacle kasabası; bunun dışında Salamannan Bay yakınındaki Glenuig Inn’den temel ihtiyaçları karşılamak mümkün. Fazladan alışveriş yaparak yola çıkmak en mantıklı seçenek.
Ben Rockhopper Sea Kayaking üzerinden yaptım. Tüm deniz kayağı ekipmanları için 160 pound, bırakma ve geri alma hizmeti için 200 pound ödedim. Malzemeler yeni ve bakımlıydı, firmadan genel olarak çok memnun kaldım.
Ben Garmin Explore üzerinden gün gün plan yapıp nerede konaklayacağımı, mola noktalarımı belirledim ve rotayı saatimle takip ettim. Linkten paylaştığım GPS kayıtlarını indirebilirsiniz; 3. gün güney kanalını tercih ettiğim için iki alternatif rota var.
Bir Cevap Yazın