- 🔷Lochlarda uzun, açık su geçişleri
- 🔷Highland ve orman manzaraları
- 🔷Portage (kano/kayak taşıma) bölümleri
Başlamadan
2024 yılında West Highland Way’i yürümeye karar verdikten sonra, zamanım olduğu için yürüyüşün sonuna ekleyebileceğim alternatif rotalara bakmaya başlamıştım. Bu arayışlarım sırasında Great Glen Canoe Trail’i gördüğümde inanılmaz heyecanlanmıştım; çünkü kano/deniz kayağı ile uzun mesafe kat etmek ve kamp yapmak uzun zamandır hayalimdi. Hemen rotayı araştırıp deniz kayağı (kano) kiralayabileceğim firmaları buldum. Yola çıkmadan bir ay önce firmalarla tek tek iletişime geçip deniz kayağı kiralamak istediğimi söyledim. Ancak beklemediğim bir şey oldu: Firmaların hiçbiri güvenlik endişeleri nedeniyle bana tek başıma deniz kayağı kiralamaya izin vermedi. Zamanım daraldığı için ne yazık ki bu isteğimi o an için ertelemek zorunda kaldım ama vazgeçmedim.

Yaklaşık bir yıl boyunca birçok firmayla yazıştım. Kimisi beni başka bir firmaya yönlendirdi, o firma bir başkasına derken sonu gelmeyen bir mail trafiğine kapıldım. Tüm bu yazışmaların ardından sonunda bir firmayı bana tek başıma deniz kayağı kiralamaya ikna edebildim. Belki bu kadar dirençle karşılaştığımda vazgeçmem gerekiyordu, ancak bir noktadan sonra bu durum içimde bir inatlaşmaya dönüştü. Kendi kendime belirsizliklerle ve risklerle yüzleşebileceğimi, bunu gerçekten başarabileceğimi kanıtlamaya ihtiyaç duyuyordum. Sanırım bu yolculuğa kadar doğada aldığım riskler hep belirli bir seviyedeydi ve kadın olarak o sınırın pek aşılması beklenmiyor. Bu anlamda bu yolculuk benim için kişisel bir meseleye dönüştü.
Bir firmadan onay mailini alınca Mayıs 2025 için planlamaya koyuldum.
Great Glen Canoe Trail
Genel Bilgi
Great Glen Canoe Trail, 100 km uzunluğunda; Fort William’dan Inverness’e uzanan, Caledonian kanalları ve loch’lardan geçtiğiniz bir rota. Yol boyunca Highlands manzaraları ve geniş ormanlık alanlar size eşlik ediyor. Bu güzergâh, deniz taşımacılığı ve özel yatlar tarafından da sıkça kullanılan bir hat.

Rota boyunca loch’ları birbirine bağlayan kanallardan ve kanal geçiş noktalarından ilerliyorsunuz. Göller farklı yükseklik seviyelerinde bulunduğu için, motorlu veya büyük tekneler su seviyesinin ayarlandığı havuzlara alınarak geçiş yapıyor. Ancak bu sistem kano ve deniz kayağı gibi insan gücüyle ilerleyen araçlar için geçerli değil; bu nedenle bu taşıtlar bağlantı noktalarında karadan taşınıyor.
Great Glen Canoe Trail üzerinde üç büyük loch bulunuyor: Loch Oich, Loch Lochy ve Loch Ness. Bu loch’lar, derinliği 250 metreye kadar ulaşabilen göller. Bu derinlik, İskoç rüzgarlarıyla birleşince yüksek dalgaların oluşmasına neden olabiliyor. Dalga boyu 2-3 metreye kadar çıkabiliyor ve kış aylarında su sıcaklığı 4 dereceye kadar düşüyor. Firmaların bana tek başına kiralama yapmak istememesinin temel nedeni de bu loch’ların potansiyel olarak tehlikeli olabilmesi.
Rota
Great Glen Rotası klasik olarak toplam 5 bölüme ayrılıyor. Ancak yol üzerindeki kamp alanlarının çeşitliliği sayesinde daha fazla güne bölmek de mümkün. Daha kısa sürede, 3 ya da 4 günde tamamlayanlar da var. Fakat ben 5 günü yeterince zorlayıcı buldum. Rotayı planlarken, bir gün boyunca kürek çekerek ulaşabildiğiniz maksimum mesafeyi dikkate almanızda fayda var. Gün sonunda kamplı ilerliyorsanız ve tüm ekipmanı yanınızda taşıyorsanız, kano veya deniz kayağının ağırlığının hızınızı önemli ölçüde etkileyeceğini unutmamak gerekiyor.
Rota çoğunlukla hakim rüzgar yönü nedeniyle güneyden kuzeye doğru yapılıyor; ancak rüzgarın dönemsel olarak yön değiştirdiği dönemlerde rotayı tersten yapmak da mümkün. Aslında rotanın en zorlu kısmı loch geçişleri, özellikle de Loch Ness. Büyüklüğü ve derinliği nedeniyle neredeyse bir İstanbul Boğazı kadar etkileyici ve aynı zamanda ürkütücü bir göl. Loch’larda olabildiğince kıyıya yakın ilerlemek kritik. Rüzgar durumuna göre değişiklik gösterse de genel olarak Loch Oich’te batı kıyısı, Loch Lochy ve Loch Ness’te ise doğu kıyısı daha korunaklı ve güvenli oluyor.

Rotada yapılmaması gereken en büyük hata ise loch’ların bir tarafından diğer kıyısına çapraz şekilde geçmeye çalışmak. Bir bakışta yakın gibi görünse de mesafe gerçekten oldukça uzun ve bu tür bir geçiş, dalgalar açısından sizi tamamen açıkta bırakan, son derece riskli bir durum yaratıyor.
Rota Planlama
Great Glen Canoe Trail rota planlamasını yaparken rehber kitaptan ve Scottish Canals’ın yayımladığı rehber haritadan yararlandım ve planlamayı doğrudan bu kaynaklarda önerilen bölümlere göre yaptım.
https://www.scottishcanals.co.uk/visit/things-to-do/paddling/discover-the-great-glen-canoe-trail
Kısaca rota bölümleri ve orijinal planım.
| Gün | Başlangıç → Bitiş | Yaklaşık Mesafe | Bölüm / Göl | Kamp / Konaklama Seçenekleri | Zorluk | Kanal Geçişi |
| 1. Gün | Banavie (Fort William) → Gairlochy | ~12 km | Caledonian Canal | Gairlochy kamp alanı | Kolay | 1 |
| 2. Gün | Gairlochy → Loch Lochy → Loch Oich (Leiterfearn) | ~22 km | Loch Lochy + Loch Oich + Kanal | Leiterfearn kamp alanı | Orta | 1 |
| 3. Gün | Loch Oich → Fort Augustus → Foyers | ~26,5 km | Loch Oich + Kanal | Foyers kamp alanı | Zor | 3 |
| 4. Gün | Foyers → Dochgarroch | ~23,5 km | Loch Ness’in güney bölümü | Dochgarroch kamp alanı | Zor | 0 |
| 5. Gün | Dochgarroch → Inverness (Bitiş) | ~8 km | Loch Ness’in kuzeyi + Dochgarroch | Inverness kamp/konaklama | Kolay | 1 ya da 2 |
Ancak günün sonunda hava durumu, yağış ve rüzgar nedeniyle planıma uyamadım. Beş günlük kiralama sürem olmasına rağmen sadece dört gün kano yapabildim. Bazı günleri erken bitirmek ya da geç başlamak zorunda kaldım. 5. Gün rüzgar döndüğü için hiç yol almadım. Sonuç olarak yolun yalnızca yarısına, yani Fort Augustus’a kadar ilerleyebildim ve rotam şu şekilde şekillendi:
| Gün | Başlangıç → Bitiş | Yaklaşık Mesafe | Kamp | Kanal Geçişi |
| 1. Gün | Banavie (Fort William) → Gairlochy | ~10 km | Gairlochy kamp alanı | 1 |
| 2. Gün | Gairlochy → Glas-dhoire | ~12km | Glas-dhoire | 0 |
| 3. Gün | Glas-dhoire → Loch Oich (Leiterfearn) | ~14km | Leiterfearn kamp alanı | 1 |
| 4. Gün | Loch Oich (Leiterfearn)→Fort Augustus | ~12km | Fort Augustus liman kenarındaki küçük yeşil alan | 3 |
Planlama yaparken yaptığım en büyük hata, bir yürüyüşçü gibi düşünüp deniz kayağını yalnızca beş günlüğüne kiralamak ve dönüş biletimi buna göre almak oldu. Yürüyüşte hava yağışlı ya da rüzgarlı olduğunda, yüksek irtifada değilseniz bir şekilde ilerlemek mümkün olabiliyor; ancak suda durum çok daha riskli, çünkü dalga boyu ve capsize olma riski hızla artıyor. Bu nedenle planlama yapacaklara tavsiyem, programlarına mutlaka 1–2 günlük bir esneklik payı (buffer) eklemeleri olur.
Rota Takibi
Rota takibini genellikle yürüyüşlerimde Hiker ya da Komoot gibi uygulamalardan ulaşabildiğim GPS kayıtları ile yapıyorum. Ancak bu kano trail’i için hiçbir uygulamadan ya da internet üzerinden GPS’e ulaşamadım. Bu nedenle uzun bir öğrenme ve araştırma sürecinin ardından rotayı kendim oluşturmaya karar verdim. Garmin’in uygulamalarını kullanarak rehber ve kılavuz yardımıyla 5 günlük GPS rotasını kendim çizdim. Yol boyunca kamp alanlarını, alışveriş noktalarını, portage yapılacak yerleri, kanal kapaklarını vb. harita üzerinde işaretledim. Sonrasında da bu GPS haritalarını Garmin saatime göndererek oradan takip ettim. Neredeyse yüzde 95 doğruluk payıyla haritaları çizebilmişim. Sadece bazı yerlerde işaretleri olması gerekenden daha önce koyduğum ortaya çıktı. Ayrıca haritaya bazı önemli noktalar için notlar da ekledim; “akıntı nedeniyle sağda kal”, “balık çiftliklerine dikkat et” vb. gibi. Aşağıdaki link üzerinden 5 günün GPS kayıtlarına ayrı ayrı ulaşabilirsiniz. Ben Fort Augustus’a kadar geldiğim için 4. ve 5. günün kayıtlarını kullanmaya fırsatım olmadı.
Solo Yapmak
British Canoeing organizasyonu (bizdeki spor federasyonlarının benzeri), bu tarz kano, deniz kayağı ve SUP aktivitelerinin güvenlik açısından en az iki kişiyle yapılmasını tavsiye ediyor. Bu nedenle firmalar da solo kiralamayı riskli bulabiliyor.
Solo yapmanın en büyük riski, başınıza bir şey geldiğinde size yardım edecek ya da en azından yetkililere haber verecek birinin olmaması. Tek başıma yaptığım tüm aktivitelerde güvenlik için Garmin InReach Mini’yi yanımda bulunduruyorum. Hem kötü bir durumda SOS çağrısı yapmanıza olanak tanıyor hem de telefon çekmese bile uydu üzerinden mesaj gönderip almanızı sağlıyor. Ayrıca canlı lokasyon da paylaşabiliyorsunuz.

Tüm aldığım risklere rağmen solo kısımda çok zorlanmadığımı söylemeliyim. Her ne kadar deniz kayağı tecrübem kısıtlı olsa da sanırım mevcut outdoor tecrübem ve karar mekanizmam, riskleri yönetmemde yardımcı oldu. Durmam gereken yerde durdum, rotayı bitirmek uğruna gereksiz risk almadım. Zor anlarda sakin kalmayı başardım. Bu nedenle benzer bir solo yolculuğa çıkmadan önce bu noktalarda kendinize güveninizin üst seviyede olması şart.
Solo kadın olarak ayrıca bir parantez açacak olursam; İskoçya oldukça güvenli bir yer. Kamp alanlarında başka yürüyüşçüler veya kanocularla karşılaştım ve güvenlik açısından hiçbir olumsuzluk yaşamadım. Herkes son derece arkadaş canlısıydı.
Caledonian Kanallarında Dikkat Edilmesi Gerekenler Neler?
Great Glen Canoe Trail’in kanal etaplarında güvenli ilerlemek için bazı temel kurallara dikkat etmek gerekiyor. Kanallarda her zaman sağdan gitmeniz lazım. Loch’larda herhangi bir kıyıdan ilerlenebilir. Bazı noktalarda suyun sığ olduğunu belirten işaretler görebilirsiniz ancak bu daha çok tekneler için önemli. Deniz kayağı ya da kanolar için sorun yaratacak bir sığlık ile karşılaşmadım.

Kanallara yaklaşırken iskelelerin bazıları yüksek olabilir, bu nedenle yanaşırken ip/halat hazır bulundurmak gerekli. Kanal içinde akıntı genelde hafif ancak yağmur sonrası ya da nehir bağlantı noktalarında artabiliyor. Genel olarak kanal etapları loch’lara göre daha sakin fakat tekneler ile çok yakın geçildiği için dikkatli olmak gerekiyor. Yaklaşan bir tekne gördüğünüzde mesafenizi korumaya dikkat edin.
Rota Hazırlık
Rota hazırlık kısmı sürecin en zor kısmıydı diyebilirim. Çünkü bu yolculuğa çıkmadan önce deniz kayağı konusunda aslında oldukça amatör bir seviyedeydim. Daha önce en fazla günde 1–2 saatlik kısa rotalar yapmış ve genellikle etkinlik bazlı deniz kayağı deneyimlerim olmuştu. Herhangi bir eğitim almamıştım. Decathlon’dan aldığımız şişme kayakla İstanbul civarında birkaç kez göllerde kürek çekmişliğim ve boğazdaki 1 saatlik kano etkinliklere katılmışlığım vardı. Bu nedenle o dönemde çok fark edemesem de aslında bu yolculuk benim seviyemin oldukça üzerindeydi.

Tüm hazırlık sürecinde bol bol YouTube videosu izledim, rehber kitabı tekrar tekrar okudum. Bilgi eksikliğimi bu şekilde kapatmaya çalışsam da yolda ilerlerken bir noktada ne kadar eksik olduğumu anladım ama artık biraz geçti 😊
Bu deneyimden; hem araştırmalarımda öğrendiklerim hem de yaptığım hatalardan çıkardığım derslerle önemli başlıkları toparladım.
Kano mu Deniz Kayağı mı?
Türkçe’de her ne kadar kano ve deniz kayağı genellikle dilimizde ortak şekilde “kano” olarak geçse de pratikte birbirinden farklı, insan gücüyle çalışan iki ayrı ulaşım aracı. Kano, deniz kayağından daha geniş ve açık yapılı, genellikle tek kürekle bir taraftan çekilerek kullanılan bir araç. Deniz kayağı ise sit-in ve sit-on şeklinde iki farklı türü bulunan, özellikle uzun yolculuklarda sit-in türü tercih edilen ve malzemesi çoğunlukla plastik olan, daha uzun ve ince yapılı bir araç. Bu rota için her iki aracın da kiralanması mümkün, ancak her birinin kendine göre artıları ve eksileri var.

Uzun araştırmalardan sonra bu anlamda gerekli bilgileri toparladım karar verme aşamasında. Kısaca artı ve eksilerini karşılaştıracak olursam:
| Özellik | Kano | Deniz Kayağı |
| Stabilite | Yükle stabil | Rüzgara dayanıklı |
| Capsize | Capsize olma ihtimali daha düşük | Capsize olma ihtimali daha yüksek |
| Yağışa karşı korunma | Açık yapısı nedeniyle içeri su dolabilir | Spray skirt ile kapalı tutulursa su alma ihtimali çok düşüktür |
| Yük Taşıma | Çok eşya taşıyabilir | Kanoya göre daha sınırlı hacme sahiptir |
| Hız & Verim | Daha yavaş; rüzgarda yelken opsiyonu olabilir | Hızlı ve verimli |
| Dalgada Performans | Büyük dalgada zorlanabilir | Tekniği bilindiğinde dalgada daha kontrollüdür |
| Portage (Taşıma) | Daha ağır ve hacimli olduğu için taşımak zor | Taşımak daha kolay |
| Solo Kullanım | Rüzgarda solo kullanım daha zor | Solo kullanım için idealdir |
| Genel Uygunluk | Sakin havalarda keyifli | Çoğu koşulda daha güvenli ve pratik |
Aslında kano, capsize olma ihtimali daha düşük bir araç; bu yüzden ilk bakışta güvenlik açısından daha mantıklı görünebilir. Ancak tek başına kullanıldığında deniz kayağına kıyasla oldukça yavaş. Bunun yanında portage kısmını tek başıma yapmam gerektiği için deniz kayağı bana daha avantajlı geldi. Son olarak, tek taraflı kürek çekme stiline hiç alışık olmadığım ve önceki tüm deneyimlerim çift taraflı kürek üzerine olduğu için tercihim deniz kayağı kiralamak oldu.
Kano/Deniz Kayağı Kiralama
Tek başıma deniz kayağı kiralama isteğime cevap veren tek firma Rockhopper Sea Kayaking oldu. Ödemeyi gitmeden yaptım ve 5 gün için kiralamayı gerçekleştirdim. Etek, pompa, sünger, yedek kürek vb. tüm ekipmanları kiraladım ve ayrıca ulaşım içinde hizmet aldım.(Yolun başında bırakılma ve sonunda alınma şeklinde) Toplamda 420 sterlin ödedim.

Hizmetten oldukça memnun kaldığımı söyleyebilirim. Maillere çok hızlı döndüler, buluşmalarımıza zamanında geldiler ve oldukça güler yüzlü bir ekipti. Bunun yanında oldukça esnektiler; rotayı yarıda bıraktığım için buluşma noktasını değiştirmek zorunda kaldım ve bunu da sorunsuz şekilde adapte ettiler. Ara ara nasıl olduğumu merak edip beni kontrol etmeleri de çok hoşuma gitti. Daha sonraki ziyaretlerimde de yine bu firmayı kullanmayı planlıyorum.
Kanal & Portage
Great Glen Canoe Trail’in en zorlu kısımlarından biri portage adı verilen, kayağı/kanoyu karadan ilerletme süreci. Kanal kapaklarına geldiğinizde kayağı sudan çıkarıp trolley adı verilen tekerlekleri takarak kapakların sonuna kadar karadan çekmeniz, ardından tekrar suya indirmeniz gerekiyor.
Yol boyunca toplam 7–8 kez (Fort William’da başlayıp Inverness’te bitirdiğinize yere göre değişebilir) bu işlemi yapmanız gerekiyor. Bu benim daha önce deneyimlediğim bir durum değildi. Türkiye’de yaptığım kano/deniz kayağı yolculuklarının hepsi deniz kenarından başladığı için hiç taşıma yapmam gerekmemişti. Gitmeden önce bolca video izleyip trolley nasıl takılır, deniz kayağı sudan nasıl çıkarılır gibi şeyleri teorik olarak öğrenmeye çalıştım.

Ne var ki pratik, teorikten çok farklı oldu ve beni yolda en çok zorlayan kısım burasıydı. Kayağın ağırlığını ve çevresel şartları yeterince hesaba katmamıştım. Kiralama firmasına gittiğimde çalışan bana tekerlekleri nasıl takacağımı göstermişti; çok kolay görünüyordu. Kayışları tekerleğe bağlayıp sıkmanız yeterli oluyordu. Ancak ilk portage noktasına ulaştığımda kayağı sudan çıkarmak sandığımdan çok daha zor oldu. Normalde 20–25 kg olan deniz kayağı, yanımdaki malzemeler, yiyecek ve suyla birlikte 45–50 kg’a çıkmıştı. Ön kısımdan çekerek çıkarmaya çalıştım ama neredeyse ben suya düşüyordum.
Bir şekilde sudan çıkardıktan sonra tekerlekleri taktım; fakat yol taşlıydı ve kano ağır olduğu için 4–5 adımda bir tekerlek sürtünmeden dolayı çıkıyor, tekrar takmak zorunda kalıyordum. İlk portage mesafesi yaklaşık 600 metreydi ve neredeyse bir saatimi aldı. Bu süreç gerçekten sinir bozucuydu.

Sürekli bir şeyleri yanlış yaptığımı düşünüp akşam çadırda nasıl düzeltebileceğimi videolardan anlamaya çalışıyordum. Bir süre sonra birkaç videodan esinlenip kendime bir çözüm geliştirdim. Neyse ki yanımda ekstra ip, karabina gibi malzemeler getirmiştim.
İskeleye yanaştığımda deniz kayağına bağlı ip ile önce kendimi karabina yardımıyla iskeleye sabitliyordum. Bazı iskeleler oldukça yüksek olduğu için bunu yapmak zorunluydu. Normalde deniz kayağından iskeleye geçerken hafifçe doğrulup iskeleye oturmanız, sonra bacaklarınızı çıkarmanız gerekiyor; fakat bazı iskeleler beklediğimden çok daha yüksekti—yaklaşık 50 cm kadar. Bu durumda ben iskeleye çıkmaya çalışırken kayağın uzaklaşıp gitme ihtimali vardı. Bu yöntem de yolda geliştirdiğim çözümlerden biri oldu.

İskeleye çıktıktan sonra kayağı ip yardımıyla uzaktan çekiyordum; böylece çok eğilmem gerekmiyor ve suya düşme riskini sıfıra indiriyordum. Kayağı sudan aldıktan sonra da tekerlekleri takarken de kayışları sadece sıkmak yerine birkaç noktadan dolaştırarak kaymalarını engelliyordum. Bu yöntemle, bazı yerlerde hala küçük sorunlar çıksa da çok daha rahat ilerleyebildim.
Capsized & Self Rescue
Sanırım yola çıkmadan en çok endişelendiğim şey capsize olmak, yani deniz kayağından düşmekti. Çünkü loch sularının sıcaklığı +4 dereceye kadar düşebiliyor; ben geçerken tahmini sıcaklık 10°C civarındaydı. Bu da suya düştüğünüzde çok hızlı bir şekilde hipotermi riskine yol açabilecek bir derece. Ayrıca capsize durumunda ne yapılması gerektiği konusunda teorik bilgi dışında bir deneyimim yoktu.
Normalde capsize olan bir kayığı roll tekniğiyle düzeltmeniz ya da tek başıma yaptığım için self-rescue yöntemi olan cowboy çıkışı ile tekrar deniz kayağına binmeniz gerekiyor. Yola çıkmadan önce birkaç kano/deniz kayağı etkinliği düzenleyen firmaya ve kulübe yazıp bu teknikleri öğretmeleri için kısa bir eğitim almak istedim; ancak çoğu yer böyle bir kısa eğitimin olmadığını, veremeyeceklerini söyledi. Zaten anladığım kadarıyla etkinlik düzenleyen firmaların çoğunda da bu tekniklere dair uzmanlık yoktu.
Bu eksikle yola çıkınca kendimce geliştirdiğim yöntem, olası bir capsize durumunda hep kıyıya yakın gitmek, devrilirsem kayağı çekerek karaya çıkmak ve suyu orada tahliye edip kuruduktan sonra yola devam etmekti. Neyse ki firmanın kiraladığı deniz kayağı oldukça dengeliydi. Birkaç yerde neredeyse düşecek gibi olsam da hiç capsize olmadım. Zaten malzemeler nedeniyle deniz kayağı çok ağır olduğu için sonradan düşündüğümde roll yapmamın pek mümkün olmayacağını düşündüm.
Bugünkü bilgimle self-rescue bilmeden bu yolculuğa çıkmanın oldukça tehlikeli olduğunu çok net görüyorum. Çünkü bazı noktalarda ister istemez kıyıya düşündüğüm kadar yakın ilerleyemedim. Rotayı bitirdiğimde aslında ne kadar eksik olduğumu anladım ve deniz kayağı konusunda mutlaka eğitim almam gerektiğini hissettim.
Great Glen’den 2–3 ay sonra bir deniz kayağı kulübü olan BODEKA’ya katıldım. Orada önce çiftli kurtarma (rescue) tekniklerini, ardından Sea Kayaköy’ün düzenlediği Sea Award eğitimini alarak self-rescue öğrendim. Bu yolculuk için geç olsa da sonraki yolculuklarım için daha güvende hissediyorum.
Ne zaman gitmeli & Hava durumu nasıl?
İskoçya’nın neredeyse dört mevsim yağışlı havasını, midge sorununu ve su sıcaklığını düşündüğünüzde uygun bir zaman bulmak gerçekten zor. Normalde hava ve su sıcaklıkları Temmuz–Ağustos aylarında daha iyi olsa da bu dönemde midge (bir tür sinek) sayısı çok arttığı için yolculuk oldukça rahatsız edici hale geliyor.
Nisan ve Mayıs ise yağış açısından yılın en iyi ayları; diğer aylara göre daha az yağış alıyorlar ve midge dönemi henüz başlamamış oluyor. Su sıcaklığı daha düşük olsa da ben de yağış durumunu düşünerek mayısı tercih ettim. Ancak ne yazık ki iyi bir havaya denk gelemedim ve kürek çektiğim haftanın tamamında yağış ve rüzgar vardı. Yola başlamadan kimle karşılaşsam bana bir aydır havanın inanılmaz iyi olduğunu nerdeyse bir damla yağmur yağmadığını ama tam bu hafta başladığını söylediler. Sanırım bu konuda biraz şansızdım.
İskoçya’da hava çok hızlı değiştiği için GPS üzerinden aldığım hava tahminleri bile neredeyse hiç tutmadı. En azından günü hava durumuna göre planlamaya çalıştım ama tahminler tutmayınca bu pek mümkün olmadı. Bu yüzden havayı gözle takip ederek kötüleşmeye başladığında durup düzelmesini bekledim. Düzelmezse de bir süre sonra günü sonlandırdım.
Nasıl Hazırlandım?
Tüm planlamaların yanında aslında yapmam gereken en önemli şey, yola çıkmadan önce biraz pratik yapmaktı. Çünkü neredeyse 6 aydır hiç kürek çekmemiştim. Ancak Nepal’den yeni dönmüş olmam ve havaların da iyi gitmemesi nedeniyle sadece bir kez Boğaz’da bir deniz kayağı etkinliğine katılabildim, o da toplamda bir saat sürdü.
Bu etkinlikte biraz komik bir an yaşadım. Genelde insanlar Boğaz’da kano etkinliklerine fotoğraf çekmek için gidiyor. Ben katıldığımda eğitmen köprünün yakınlarında fotoğraf çekmemi önerdi. Ancak fotoğraf istemediğimi, biraz daha ilerlemek istediğimi söyleyince “Ha siz o zaman gerçekten kano yapmaya geldiniz” dedi. Ben de “Evet, ben kano yapmaya geldim” dedim. Benim daha sportif bir amaçla geldiğimi anlayınca biraz daha uzun mesafe gittik ve bu sırada bana birkaç kürek çekme tekniği gösterdi. En azından kısa günün karı oldu diye düşündüm.

Ama bugün geriye baktığımda, keşke hazırlık aşamasında 4–5 saatin üzerine çıkan birkaç uzun pratik yapabilseymişim diyorum. Her ne kadar yürüyüş dayanıklılığıma güvensem de uzun süre kürek çekmek bambaşka bir disiplin ve benim kesinlikle geliştirmem gereken bir dayanıklılık alanıydı. Yolculuk boyunca bazı günler 14-15 km yaptım, ancak hava iyi gitse ve normal yolu takip etsem 24-26 km olan günlerde zorlanabilirdim diye düşündüm.
Kamp & Malzeme Hazırlığı
Kamp kısmı yürüyüşlerden alışık olduğum bir alan olduğu için benim konfor alanıma giriyordu. Hafif ve yeterli miktarda ne götürmem gerektiğine karar vermekte çok zorlanmadım. Ancak benim için yeni olan kısım, malzemeleri kanoya yerleştirmek ve bu yerleştirmenin nasıl yapılması gerektiğiydi. Bu konuda bol bol internet kaynaklarından yararlandım.
Kıyafet konusu ise biraz daha zorlandığım bir alan oldu. Hem yeterince yardımcı olacak materyal bulmak zordu hem de bulduklarımı Türkiye’de temin etmekte zorlandım.
Kamp & Su Durumu
Great Glen Canoe trail kamp anlamında bir çok farklı seçeneğe sahip. İskoçyada kamp yapmak tamamen yasal. “Leave no trace” yani arkanda bir şey bırakmadan hemen hemen her yerde yapmak serbest. Yol boyunca informal kamp alanları, trail blazer adı verilen kano/deniz kayakçılarının kullandığı kamp alanları ve kamp işletmeleri bolca mevcut. Benim gün sonunda kamp yaptığım yerler şu şekilde oldu.
| Gün | Başlangıç → Bitiş | Kamp |
| 1. Gün | Banavie (Fort William) → Gairlochy | Gairlochy informal kamp alanı |
| 2. Gün | Gairlochy → Glas-dhoire | Glas-dhoire trailblazer |
| 3. Gün | Glas-dhoire → Loch Oich (Leiterfearn) | Leiterfearn trailblazer |
| 4. Gün | Loch Oich (Leiterfearn)→Fort Augustus | Fort Augustus liman kenarındaki küçük yeşil alan |
Yol boyunca genellikle kanal kapaklarının olduğu noktalarda tuvalet, duş gibi olanakları kullanabileceğiniz kanal işletmelerine ait küçük kulübeler bulunuyor. Bunları kullanmak için kanal işletmesine kayıt yaptırıp anahtar almanız gerekiyor. Ben kayıt yaptırmıştım ama Rockhopper’ın zaten bir anahtarı varmış; onlar bana ödünç verdi. Bana ellerindeki son anahtar olduğunu ve asla kaybetmemem gerektiğini söylediler. Yol boyunca anahtara sahip çıkmak için ekstra efor verdim diyebilirim 😊
Bunun yanında güvenlik, kanal yöneticilerinin trafiği takip edebilmesi gibi sebeplerle de kayıt yaptırmanız öneriliyor. Aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.
https://www.scottishcanals.co.uk/visit/things-to-do/paddling/register-your-trip

Gairlochy, kanalın hemen yanında yer alan informal bir kamp alanıydı. Kanalın karşı tarafında tuvalet, duş gibi olanakları bulunan küçük bir kulübe vardı. Kamp yapılan alanda ise kompozit bir tuvalet bulunuyordu.
Glas-dhoire, kamp yaptığım en güzel yerlerden biriydi. Loch Oich’in hemen yanında, ormanlık bir alan içinde yer alıyordu. Yola araçla ulaşım yoktu; sadece yürüyüşçüler ve kanocular gelebiliyordu. Alanda bir kompozit tuvalet ve yağmurdan korunabileceğiniz küçük, yarı açık bir kulübe vardı.

Leiterfearn ise gerçekten çok güzel bir alandı. Glas-dhoire’e göre biraz daha açık bir konumdaydı ama direkt Loch Lochy manzarasına sahip, oldukça geniş bir düzlük sunuyordu. Burada da bir kompozit tuvalet vardı ancak kulübesiyle birlikte devrilmiş durumdaydı, yani kullanım dışıydı.

Fort Augustus oldukça merkezi bir yer. Çok sayıda B&B seçeneği bulunuyor. Ben kanaldan fazla uzaklaşmadan, kanal girişine yakın küçük bir çimlik alana kurdum çadırımı. Yakınlarda tuvalet ve duş imkânları da vardı.
Su konusunda zorluk yaşar mıyım bilmediğim için yola çıkmadan elimdeki tüm şişeleri doldurmuş ve yanıma ekstra su almıştım. Ancak tüm kamp alanlarında ya kanal işletmesinden ya da doğal kaynaklardan su bulabildim. Yanımda filtre de götürmüştüm. Sonuç olarak gün sonunda hiç sıkıntı yaşamadım.
Yiyecek & Alışveriş Durumu
Normalde tüm yiyecek alışverişimi yola çıkmadan önce yaparım; ancak UK’in et ve süt ürünleri kısıtlaması nedeniyle bu kez alışverişi İskoçya’dan yaptım. Neyse ki UK’deki çoğu süpermarketten bile kampa uygun yiyecek bulmak mümkün. Glasgow’a vardığımda önce bir outdoor mağazasına uğrayıp kamp yiyeceği aldım, ardından bir markete girip canımın çekebileceği taze yiyecekleri tamamladım. Bu sefer sırtımda taşımayacağım için yükü aşırı minimal tutmama gerek olmadığını düşünüyordum. (Tabii kayağı sudan çekme ve malzemeleri deniz kayağına sığdırma kısmını pek hesaplamamıştım.)

Rota üzerinde alışveriş yapabileceğiniz yerler başlangıç noktası olan Fort William’da ve rota ortasındaki Fort Augustus’ta mevcut. Fort Augustus’ta ayrıca eczane, restoran ve benzeri pek çok imkân da bulunuyor.

Bunun yanında South Laggan’da kanala bağlı yüzen bir restoran/bar var. Ayrıca Loch Lochy’nin hemen başlangıcında, Well of the Seven Heads adlı; küçük bir marketi, atıştırmalık seçenekleri ve kahve içebileceğiniz bir alanı bulunan bir yer mevcut.
Ayrıca Loch Ness’te, Foyers kamp işletmesinin içinde de küçük bir alışveriş dükkânı bulunuyor.
Ne Götürmeli & Giyim Nasıl Olmalı?
Gitmeden önce en çok kafa yorduğum konu, ne giyeceğim meselesiydi. Başta bu yolculuğu wetsuit ile yapmayı planlamıştım ve bunun için Decathlon’dan kano için uygun bir wetsuit almıştım. Ancak okuduğum bloglardan lochlardaki suyun çok soğuk olması nedeniyle drysuit ile yapmanın daha mantıklı olduğunu öğrendim.
Wetsuit’in çalışma mantığı, suyu vücudunuzla kumaş arasında hapsedip o suyu ısıtarak bir yalıtım sağlaması. Drysuit ise suyun içeri hiç girmemesini sağlayarak, suya düşseniz bile tamamen kuru kalmanızı mümkün kılıyor. İskoçya’da sular çok soğuk olduğu için wetsuit bu rota için çok ideal değil. Ancak Türkiye’de uygun fiyatlı bir drysuit bulamadım.

Bu nedenle yanımda wetsuit götürüp üstüne yağmurluklarımı giyerek orta bir çözüm bulurum diye düşünmüştüm. Fakat gittiğimde kiralama yaptığım yer, istersem kendi drysuitlerini kullanabileceğimi söyledi ve bu gerçekten hayat kurtardı. Çünkü yağmurda veya dalgalı havada kano ister istemez su alıyor ve benim düşündüğüm çözüm beni muhtemelen yarı yolda bırakacaktı. Drysuit sayesinde dışarıdan hiçbir şekilde su almadım. İçine de merino içlikler, treking pantolonu ve hafif polar bir ceket giydim ve wetsuit’i hiç kullanmadım.
Ayakkabı olarak yanıma hem çizme hem de neopren ayakkabı almıştım; kürek çekerken hangisini kullanacağımdan emin değildim. Sonunda çizmeleri giyip drysuit’in paçalarını içlerine sıkıştırdım. Böylece deniz kayağına inerken ya da binerken suya girsem bile hiç ıslanmadım.

Tek zorlandığım konu, gün boyunca aşırı terlemem ve drysuit’in hava almaması nedeniyle iç terim yüzünden özellikle durduğum ve hareket etmediğim anlarda üşümeye başlamamdı.
Bunun yanında yol boyunca havanın durumuna göre bazı yerlerde su geçirmez şapka, bazı yerlerde ise buff kullandım. Yanıma neopren eldivenler de almıştım; ancak suyla ıslandıklarında ellerimi daha da üşüttüklerini fark ettiğim için pek kullanmadım. Hatta kamp yaptığım bir yerde ağaca asmıştım, orada unutmuşum.
Bir daha gitsem, yanıma mutlaka kesik parmaklı, sürtünmeyi azaltan bir eldiven almayı tercih ederim.

Can yeleğini kiralamak mümkün olsa da gitmeden önce Decathlon’dan satın aldım. Çünkü sırtında su torbası koyabileceğim bir bölme ve fermuarlı gözleri olan bir model istiyordum. Yol boyunca bu seçim gerçekten ekstra rahatlık sağladı; suya ve atıştırmalıklara çok kolay ulaşabildim..
Giyim dışında kamp için gerekli tüm malzemeleri, elektronik ve navigasyon amaçlı ekipmanları ve 5 günlük yiyeceği aldım. Kısaca malzeme listem şu şekildeydi:
| Kategori | Ekipman | Açıklama |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Kano / Deniz Kayağı | Kendi ekipmanın ya da kiralık |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Kürek (yedek) | Kaybolma ihtimaline karşı |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Can yeleği (PFD) | Zorunlu |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Spraydeck | Deniz Kayağı için |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Sünger | Az miktarda suyu tahliye etmek için |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Su pompası | Çok miktarda suyu tahliye etmek için |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Drysuit / Wetsuit | Soğuk sularda koruma |
| Deniz Kayağı Ekipmanı | Towline/İp | İskeleye bağlanmak için |
| Kamp & Ekipman | Çadır | Su geçirmez ve rüzgara dayanıklı |
| Kamp & Ekipman | Uyku tulumu | 0°C civarı önerilir |
| Kamp & Ekipman | Mat | Sünger ya da şişme olabilir |
| Kamp & Ekipman | Kamp ocağı ve yakıt | Hafif olmasında fayda var |
| Kamp & Ekipman | Çakmak / Kibrit | Ateş yakmak için |
| Kamp & Ekipman | Tencere–tava seti | Olabildiğince minimal seçmek iyi olabilir |
| Kamp & Ekipman | Kupa / çatal–kaşık | Yemek ve içecek için |
| Kamp & Ekipman | Dry Bag’ler | Eşyaları kuru tutmak için |
| Kamp & Ekipman | Güneş kremi | UV koruması |
| Kamp & Ekipman | Çöp poşeti | Leave no trace kurallarına uymak için |
| Kamp & Ekipman | Telefon Su koruyucu kılıf | Askılı olması ideal |
| Kıyafet | Hızlı kuruyan kıyafetler | Merino tercih edilebilir |
| Kıyafet | Rüzgar ve yağmur ceketi | İskoçya’da şart; güçlü rüzgara karşı korur |
| Kıyafet | Termal içlik | Akşam ve soğuk havalar için |
| Kıyafet | Yedek çorap | Suya girme garantili olduğundan gerekli |
| Kıyafet | Bere & eldiven & buff | Rüzgar soğutmasına karşı koruma |
| Kıyafet | Kamp kıyafeti | Akşam için kuru ve temiz set |
| Kıyafet | Kaz tüyü ya da softshell ceket | Akşam soğuktan korunmak için |
| Kıyafet | Çizme/ Neopren ayakkabı | Deniz kayağı yaparken kullanmak için |
| Kıyafet | Neopren Eldiven | Deniz kayağı yaparken kullanmak için |
| Kıyafet | Spor Ayakkabı/Sandalet | Kamp için |
| Kıyafet | Gözlük & şapka | Güneş ve su yansımalarına karşı |
| Yemek & Su | 4–5 günlük yemek | Freeze‑dried ve hafif seçenekler |
| Yemek & Su | Atıştırmalık | Bar + kuruyemiş; hızlı enerji |
| Yemek & Su | Su torbası/Matara | 2–3L taşıma kapasitesi |
| Yemek & Su | Su arıtma | Tablet veya filtre |
| Navigasyon& Elektronik | Telefon + GPS | Garmin vs |
| Navigasyon& Elektronik | Harita & pusula | Elektoriniklerin şarjının bitmesine karşı fiziksel harita taşımakta fayda var |
| Navigasyon& Elektronik | Powerbank | 20.000 mAh+ |
| Navigasyon& Elektronik | Fotoğraf Makinesi | Suya dayanaklı/geçirmez |
| Navigasyon& Elektronik | Kafa feneri | Gece kampı ve güvenlik; yedek pil gerekli |
| Acil Durum | İlk yardım seti | Kişisel ilaçlar dahil |
| Acil Durum | Multi-tool | Kesme, tamir ve acil işler için |
| Acil Durum | Duct tape | Hızlı tamir; kano ve ekipman için |
Deniz Kayağı Yerleşimi Nasıl Olmalı?
Deniz kayağına malzeme yerleşimi nasıl olmalı konusunda internetten birçok video izledim. Tek bir doğru yöntem olmasa da ana fikir, ağırlığın orta kısımda yoğunlaşıp uçlara doğru hafiflemesi ve böylece dengenin korunması üzerine kurulu. Bunun yanında hava, rüzgar ve akıntı yönüne göre farklı stratejik yerleşimler yapmak da mümkün.
Gitmeden çeşitli boyutlarda birçok dry bag alıp yanıma götürdüm. Aslında dry bag kiralamak da mümkündü; ancak malzemeleri ilk kez, kiralama yaptığım yerde bölüp yerleştirmek istemediğim için kendi dry baglerimi götürmeyi tercih ettim. Böylece otelde tüm eşyalarımı düzenleyip rotaya hazır bir şekilde başlayabildim. Dry bagleri büyük almak yerine 5, 10, 20 ve 30 litrelik torbalar şeklinde çeşitlendirdim; toplamda 7–8 tane aldım. Böylece hem yerleşim daha kolay oldu hem de boşlukları daha verimli kullanabildim.

Tüm izlediğim videolardan ideal bir yerleşim planı çıkarmış olsam da gerçek hayatta durum biraz “neyi nereye sığdırabiliyorum” şeklinde ilerledi. Çünkü hafif gittiğimi düşünmeme rağmen malzemelerim ucu ucuna sığdı. Bu yerleştirme işi düşündüğümden çok daha fazla güç gerektiriyordu.
Her gün beni en çok yoran kısım da bu oldu sanırım: Sabah her şeyi tek tek dry baglere yerleştirip deniz kayağına taşımak, ardından ittire kaktıra sığdırmak… Akşam olunca da tüm bu çantaları tekrar tek tek çıkarıp taşımak.
Günlük bölmede ise yanımda atıştırmalık, harita, yedek kıyafet (olur da suya düşersem diye) ve ekstra su bulunduruyordum. Başlangıçta aldığım fazladan suyu da koltuğun arkasına yerleştirmiştim.
Gün Gün Rota
Rotaya Ulaşım
İlk planım, Edinburgh’da bir gece kalıp ertesi gün yolun başlangıç noktası olan Fort William’a uçmaktı. Ancak planladığım dönem için hosteller bile 10 bin TL civarında olduğu için konaklamada farklı bir planlamaya yöneldim.
Edinburgh’dan tek trenle Glasgow’a geçip bir gece orada kaldım. Glasgow, Edinburgh’a göre çok daha ekonomik seçeneklere sahip. Point A Hotel Glasgow’da kaldım. Self servis bir oteldi. Genel olarak temiz ve konforluydu. Glasgow’a vardığımda Cumartesi akşam saatleriydi. Otele yerleşip yemek yemeye çıktım. Aslında yol için yemek alışverişi yapmam gerekiyordu ancak akşam saatleri olduğu için outdoor mağazaları kapalıydı; bunu ertesi güne bıraktım. Sadece markete uğrayıp atıştırmalık ve taze birkaç yiyecek aldım.
Ertesi gün saat 12’de Fort William’a trenim vardı. Bu nedenle outdoor mağazasına gidip alışveriş yapmam için kısa bir zamanım vardı. Sabah ilk iş mağazanın kapısına gittim; 10 olmasına rağmen henüz açılmamıştı. Biraz bekleyince açıldı ve ilk müşterileri bendim. Hızlıca gerekenleri alıp otele döndüm, bavulumu alıp trene yetiştim.
Aslında gelmeden önce büyük bir sırt çantasının yeterli olacağını düşünüyordum ama dry bag’lerin çokluğu ve can yeleğini yanımda getirmem gerektiği için günün sonunda çekçekli büyük boy bir duffle ile gelmek zorunda kaldım. Koca bir bavulla oradan oraya koşuşturmak beni inanılmaz mutsuz etti. O anda trekking yolculuklarımı özlediğimi fark ettim.
Glasgow’dan Fort William’a olan yolculuk beni biraz duygulandırdı. Çünkü geçen sene yürüyerek geçtiğim manzaraları yeniden görüyordum. Trenin içi de zaten birçok yürüyüşçü, bisikletçi ve genel olarak maceracıyla doluydu.
Tren yolculukları, tüm bu yetişme hali içinde bana nefes aldıran anlar oluyor. Manzarayı izleyip kahve içmeyi ve müzik dinleyerek yol almayı gerçekten seviyorum. Yaklaşık 4 saat sonra Fort William’a vardım. İstasyona indiğimde her yer küçüklü büyüklü büyücülerle doluydu. 😊 Burası, ünlü Jacobite treni—diğer adıyla Harry Potter treni—için de kalkış noktası. İki sene önce biz de İskoçya tatilimiz sırasında binmiştik. Fanlar genellikle kostüm, asa, şapka… yani tam takım geliyorlar.

Otelimi hemen istasyonun karşısında ayarlamıştım. Çok iyi puanlar almamıştı ama zaten sadece bir gece kalacağım için önemsemedim. Alexandra Hotel’de kaldım. Burası oldukça eski bir oteldi ama ben genel olarak bu retro havayı sevdim. Akşam yemeği için rezervasyon yapılması gerekiyormuş. Vardığımda hava oldukça yağmurlu olduğu için dışarı çıkmadım ve otelde yedim. Odaya geçip ertesi gün için dry bag’leri hazırlamaya başladım. Bu sırada pencereden baktığımda havanın iyice patladığını gördüm; tabii bu durum ertesi gün için bende biraz stres yarattı.
Hazırlıkları bitirdikten sonra biraz heyecan bolca stres içinde uykuya daldım.
1.Gün- (Forth William- Gairlochy)
Sabah kahvaltıdan sonra otelden taksi çağırmalarını rica ettim. Taksiye binince adresi gösterdim ama çok uğraşmama gerek kalmadı; Fort William küçük bir yer olduğu için taksiciler adreslere genel olarak hakim. Beni Rockhopper’ın deposunun önünde bıraktı. Anlaştığımız saatten yaklaşık 15 dakika önce varmıştım. Genelde geç kalmaktan korktuğum için böyle buluşmalara hep erken giden biriyim. Bu sırada yağmur hafiften yağmaya başlamıştı. Bir ağacın altında beklemeye koyuldum.
Aklımdan geçen tek şey, geldiklerinde yeterince deneyimli olmadığımı anlayıp kiralamaktan vazgeçme ihtimalleriydi. 😊 Sanırım onları ikna etmek için çok uğraştığım için hala işin olabileceğine inanamıyordum. “Kiralamazlarsa ne yaparım, buraya kadar geldim; acaba yolu mu yürürüm?” diye düşünürken çalışanlardan biri minibüsüyle geldi. Oldukça arkadaş canlısı bir karşılama ile beni içeri davet etti. Depoyu açınca içerinin oldukça büyük olduğunu gördüm; neredeyse 50’nin üzerinde deniz kayağı ve kano vardı.

İlk olarak feragatname belgelerini getirdi. Formları imzaladım. Onları imzalayınca “tamam, artık geri adım atmazlar” diye rahatladım. Aslında başıma bir şey gelirse sorumluluk almayacakları belgeleri imzalarken rahatlamamam gerekirdi ama yine de içimi ferahlattı. Bir yandan bana malzemelerle ilgili sorular sorarken ben de kendime güveniyormuş gibi görünmeye çalışıyordum. Çoğu malzemeyi ilk kez kullanacak olmama rağmen… Fakat galiba her şeyi kağıt üzerinde iyi çalışmışım; ne isteyip ne istemediğim konusunda hiç bocalamadım. Üstelik tüm dry bag’leri hazırlayıp geldiğimi görünce “ne kadar hazırlıklısın” dedi ve belli ki şaşırdı.
Bu sırada bir yandan sohbet ediyor, bir yandan malzemeleri çıkarıyorlardı; ben de hazırlanıyordum. Bana başka ne gibi maceralar yaptığımı sordular. Nepal’i, tırmanışları, West Highland Way’i anlattım. O sırada GPS cihazını (Garmin) PDF’e taktığımı görünce “He tamam, bunu kullanıyorsun” dedi. Sanırım tüm bunları görünce o da biraz rahatladı ve bana güvendi.
Bana trolley’i nasıl takılacağını gösterdi. Trolleyler açılıp kapanır bir mekanizması var vidalar ile. Kullanılmadığından kapatıp deniz kayağına koymak için. Kayışları ile deniz kayağına sarılıp kapatılıp sabitleniyor. O sırada oldukça kolay görünüyordu ama sonra ne yazık ki beni çok uğraştırdı. Üstümde planladığım gibi yağmurluklarım vardı ama bana dry suit önerdi, hatta ısrar etti ki iyi ki etmiş. Dry suit sayesinde çok rahat ettim. Ayrıca fiziksel haritaların su geçirmez versiyonlarını ve kanal işletmelerinin anahtarını verdi. Anahtar ellerinde kalan sonuncuymuş. Kesinlikle kaybetme dedi. Tüm malzeme hazırlığı bitince eşyaları minibüse yerleştirdik. Ben duffle ve kullanmayacağım eşyaları onlara bıraktım; buluştuğumuzda getirmeleri üzerine anlaştık.

Beni yolun başlangıç noktası Banavie’de bıraktı. Aslında official yol Corpach’da başlıyor ancak çok kısa bir yolda iki uzun portage olduğu için çoğunluk Banavie’den başlıyor. Birlikte kayağı iskeleye taşıdık. Sonra ben dry bag’lerimi taşıdım. Taşıma işi bitince o gitti. Ben de eşyaları yerleştirmeye koyuldum. Tahminimden biraz daha zor oldu. Her şey hazır olunca birkaç fotoğraf çektim ama oldukça heyecanlıydım. Kayağı ilk defa suya indireceğim; “Umarım düşmem, lütfen rezil olmayayım daha yolun başında” diye düşünüyordum. Bu sırada kanaldan birkaç tekne geçiyordu. Neyse ki bir sıkıntı yaşamadan suya indirdim ve bindim. Deniz kayağı eteğini ilk defa kullandığım için onu takarken biraz uğraştım ama sonunda yapabildim.
Rotanın ilk günü oldukça keyifliydi. Tamamen kanal içerisinde ilerlediğiniz için dalga yok. Hafif bir akıntı var; o da güneyden kuzeye doğru olduğu için sizi hızlandırıyor. Hava yağmurluydu ama rüzgar olmadığından çok rahatsız etmiyordu. Yolun hemen paralelinden giden Great Glen yürüyüş yolunda bisiklet yapan ya da yürüyüşe çıkan insanlar vardı. Ara ara el sallayıp selam verdiler. Etraf yemyeşil ve ağaçlık. Highland çiftliklerinden ara ara Highland kuzularını görüyorsunuz. Gerçekten minik bir cennet hissiyatı veriyor.

Bu sırada rotanın kolay olması kürek alıştırması yapmak için de iyi oldu. Deniz kayağına alışmaya başladım. Saatimden yolu GPS ile takip ediyordum. Yolun yarısına kadar geldiğimde telefonum çaldı. Kız kardeşim ve yeğenim görüntülü aramışlar. Kız kardeşime İskoçya’ya gideceğimi söylememiştim. Komik bir görüntü oldu; telefon kanalın ortasında kürek çekerken çaldı ve ben açınca onlar da şaşırdı.
Rotanın yarısını geçince yaklaşık 6. km civarında su kemeri çıkıyor karşınıza. Onu bir iki kilometre geçince de Moy Köprüsü’ne ulaşıyorsunuz. Moy Köprüsü’ü açılıp kapanan bir köprü ama deniz kayağı ve kanolar için altından kapalıyken geçmek de mümkün. Deniz kayağı ya da kano ile ilerlerken kanal kurallarına göre hep sağda kalmaya dikkat etmelisiniz. Moy Köprüsü’nü 3 km geçince artık günün sonuna yaklaşıyorsunuz ve ilk kanal kapaklarına yaklaşıyorsunuz. Bugünkü toplam yol yaklaşık 10 km. Diğer günlere göre daha kısa.

Kayağı çekip yukarı çıkardıktan sonra sıra trolley yani tekerlekleri takmaya gelmişti. Depolarında gösterdiği gibi yaptım; tekerlekler oturdu ve bir sorun görünmüyordu. Ancak bugünkü portage kısmı yaklaşık 600 metre taşlık bir yoldu.
Gairlochy’e vardığınızda kanal kapaklarına yakın bir iskele var ancak bu iskele biraz yüksek olduğu için, aslında biraz geride direkt kıyıdan çıkılabilen bir yer bulunuyor (GPS haritasında işaretli). Ancak kıyıdan çıkarsanız portage mesafesi uzuyor. Ben kıyıdan iskeleden çıkmayı seçtim. Ancak sanırım doğru seçim değildi. İskele yukarıda kaldığı için önce deniz kayağından çıkmakta zorlandım. Sonra ise kayağı sudan çekerek çıkarma kısmı beklemediğim kadar zorlu oldu. Çünkü toplam ağırlığı 50 kiloya yaklaşan deniz kayağı iskele yukarıda kalınca neredeyse benim düşmeme neden oluyordu.
Kayağı çekmeye başladığımda, ağırlığı ve taşların yarattığı sürtünme nedeniyle her 15–20 metrede tekerlekler deniz kayağından çıkıyor ve ben tüm süreci baştan yapmak zorunda kalıyordum. Her seferinde tekerleklerin kayışlarını çıkarıp sıfırdan düzgünce yerleştirip sonra üzerine kayağı taşıyıp tekrar kayışları sarıp sıkıp sabitleyip hazır hale getirmem gerekiyordu. Yolun ilk kısmı yokuş yukarı olduğu için hem taşımak hem de bu işlemi yapmak oldukça zordu. Günün sonunda, defalarca tekrar ederek 600 metrelik yolu ancak 1-1.5 saatte alabildim ve kayağı Gairlochy informal kamp alanına kadar getirebildim.

Günün ilk kısmının beklediğimden kolay geçip “hallederim” diye düşündüğüm bölümünün beni bu kadar yorması oldukça can sıkıcıydı. Neyse ki günün sonuna geldiğim için en azından dinlenecektim. Gairlochy’deki informal kamp alanı, hemen kanal kapaklarının yanında, güzel bir alandı. Geldiğimde henüz kimse yoktu. Yakında bir kompozit tuvalet, karşı tarafta ise kanal işletmesine ait tuvalet, duş vb. bulunan küçük bir kulübe vardı. Kanal kapaklarında çalışan bir iki görevli dışında kimse yoktu.
Çadırı kurup biraz su kaynatıp kahve yaptım. Bu sırada fark ettim ki drybaglerimden biri yok. Nerede bıraktığımı anlamaya çalışrıken Rockhopper’a mesaj attım. Arabada düşürmüşüm. İçerisinde tüm hijyen ürünleri, sinek ilaçları, tarak vs bulunan çantaydı. Neyseki kanal facility’lerinden bir kısmı için çözüm bulabildim. Sinek ilacının olmaması zor oldu. Diğerleri olmadan bir şekilde hayatta kalabilirdim. 😊

Kahvemi içerken kanalın yanında bir yürüyüşçü gelip çadır kurmaya başladı. Daha sonra bir kano gurubu geldi ve çadır kurdu. Kanal kenarında kahve içip manzarayı izliyordum. Havada rüzgar olmadığı için midgeler (küçük sinekler) belirmeye ve rahatsız etmeye başladı. Ben de çadıra geçip hem dinlenip hem de trolley takmakla ilgili videolar izleyip nerede yanlış yaptığımı anlamaya çalıştım.
Hava kararmaya yakın, yaklaşık 10–15 kişilik lise çağında bir erkek grubu hemen yanıma çadır kurdu ve sabaha kadar içki içip son ses müzik dinlediler. Neyse ki kulak tıkacı getirdiğim için çok rahat olmasa da uyuyabildim.
2.Gün-(Gairlochy-Glasdhoire)
Sabah kalktığımda liseli grup toparlanıyordu. Hocaları benden gürültü için özür diledi ama tabii iş işten geçmişti. Ben toparlanana kadar tüm çadırlar gitmişti. Çadırı toplayıp dry bag’leri yerleştirdim.
İskeleyi uzaktan görebiliyordum ancak yaklaşık 200 metre kadar yürütmem gerekiyordu. Kayağı hazırladım, tekerlekleri taktım; tabii yine biraz ilerlettikten sonra tekerlekler çıktı, sonra tekrar taktım derken ilerledim ve bu kez iskeleye giden yolda demirli ve kilitli bir kapı olduğunu fark ettim. Yanlış yerden götürmüşüm. Orası özel bir iskeleymiş. Asıl doğru yerin çadır kurduğum yerin hemen arkası olduğunu anlayınca kendime ne kadar kızdığımı tahmin edersiniz. Boşuna yarım saatlik bir mücadelenin içine girmiştim. Çadır kurduğum yerden direkt indirilebilecek bir nokta vardı ama çok dik bir tepeden aşağı indirmek gerekiyordu. “Burası olamaz herhalde,” diye düşünmüştüm başta. Sonra çaresiz kalınca dik yamaçtan fazlaca güç harcayarak ilerletip aşağı indirdim ve yola koyuldum.

İlk kısımda biraz kanaldan ilerledikten sonra Loch Lochy’e çıkıyorsunuz. Kanaldan çıkmadan bile bugün rüzgarın fazla olduğunu hissetmeye başlamıştım. Kanal bitiminde önce sağ tarafta bir fener görüyorsunuz. Benim planım sol taraftan kıyıya yakın ilerlemekti. Sağ tarafta balık çiftliği var; geçerken ona dikkat etmek gerekiyor.
Loch Lochy’e çıkar çıkmaz herkesin loch’lar hakkında yaptığı uyarıların nedenini hızlıca anladım. Rüzgarla birlikte birden yüksek dalgalar ve çalkantılı su karşıladı beni. Kendimi bir anda açık denizde vahşi dalgalarla yüzleşiyormuş gibi hissettim. Ve tam bu noktada yanlış bir karar vererek durumu daha kötü hale getirdim. Normalde Loch Lochy sol tarafta içe doğru kıvrılıyor ve bu rota yolu uzatıyordu. Ben ise bu kıvrılmayı bypass edip dümdüz devam edeyim, yolu kısaltayım diye düşündüm. Ama bunu yapınca tam olarak yapmamam söylenen şeyi yapmış oldum ve loch’un orta kısmında, kıyıdan çok açıkta kaldım.
Dalgalar iyice büyüyüp beni yer yer düşme noktasına kadar sallamaya başladı. O sırada yolun başında kameramı almak için açtığım deniz eteğini kapatmadığım için kayağın içine su girmeye başladı. Hata üstüne hata yaptığım bu noktada içimden “Tamam… bunu tek yapma dediklerinde haklılık payları varmış,” diye düşünmeye başladım. 😊

O ana kadar hiç düşünmediğim, ama yüzleşince beni daha da geren bir gerçek vardı: İçine su dolmaya başlayan deniz kayağı batarsa, kiraladığım tüm malzemelerle birlikte param, pasaportum, kameram ve tüm eşyalarım da dibe çökecekti. Bu yüzleşme önce panikletse de bir noktada kendimi toparladım. Sakinleşmek için her zamanki yöntemimle kendimle konuşmaya başladım. Sonra tamamen kürek çekmeye odaklandım. Zar zor bir şekilde kendimi ortadan kurtarıp kıyıya yaklaşabildim.
Bu kez de kıyıya çarpan dalgaların geri dönüp çalkantı yarattığını ve bunun beni iyice dengesiz bıraktığını fark ettim. Böyle bir durumda ne kadar yakın kalmalı, ne yapmalı… hiçbir şey bilmiyordum. Bu halime gülsem mi ağlasam mı bilemiyordum. İkisinin ortasında bir denge noktası bulup artan yağmur altında kürek çekmeye devam ettim. Adeta deniz kayağı yapmayı sıfırdan yolda öğreniyordum. Bu sırada dalgalarla boğuşmak gücümün büyük kısmını tüketmişti.

Biraz daha ilerleyince GPS üzerinde koyduğum işaretlerden biri belirdi. Burası Clunes’ti. Burası, bir süre için yola olan son ulaşım noktası. Yani eğer vazgeçmek isterseniz ve kendinizi kiraladığınız firmaya aldırmak isterseniz o nokta burası. Durum benim için her ne kadar kötü görünse de sanırım pek bırakmayı bilen biri olmadığım için o an durmadım ve devam ettim.
Bir süre sonra kendimi biraz toparlayınca önce tahliye pompasıyla içeri dolan suyu boşalttım, sonra eteği düzgünce taktım; en azından daha fazla su girmesini engelleyecektim. İyi ki yapmışım, çünkü yağmur daha da hızlandı. Bu sırada önümde giden bir kano ekibi gördüm. Bir yerde mola vermişlerdi. Onlara el salladım—sanki son bir saati panik içinde geçirmemişim gibi sakin bir halde. Bu sırada artık bugün için planladığım yolun yarısına yaklaşmıştım.

Normalde planım Glas-dhoire’de öğle arası verip devam etmekti. Glas-dhoire bir trailblazer yani deniz kayağı ve kanocular için informal bir kamp alanı. Sadece loch’dan ya da yürüyerek erişilen bir yer. Yaklaştığımda yağmur ve rüzgar günün zirvesine çıkmıştı. Kıyıya yaklaşır yaklaşmaz dalgalar beni adeta çarparcasına sahile itti ve deniz kayağı tak diye oturdu. O dalgaların içinde deniz kayağından çıkmak bile zordu. Kamp alanına gidip bakınca, tüm o fırtınanın içinde burası vaha gibiydi. Etrafı ağaçlar ve tepelerle kapalı olduğu için oldukça huzurlu duruyordu. Bir gece önceden gelmiş bir kano grubu yarı açık kulübenin içinde oturuyordu. Hava kötü olunca çıkmamışlar; akşam 5 gibi hava durulunca ilerleyeceklermiş. Bu arada saat yaklaşık 1’di.
Ben de biraz havanın durulmasını bekleyeyim diye düşünüp durdum. Bir–bir buçuk saat beklememe rağmen hava değişmedi. Öte yandan gün boyunca terim dry suit içinde hiç hava almadan kaldığı için aşırı derecede üşümeye başlamıştım. Ara ara titriyordum. Hava bir türlü düzelmeyince daha fazla üşümek istemedim ve çadırı kurup üstümü değiştirmek istedim. Diğer taraftan Glasdhoire o kadar güzeldi ki burada bir gece geçirmek istemiştim. Ancak yolu yarıda bırakmanın elbette planıma uymak konusunda sonuçları olacaktı.

Çadırı kurup üstümü kuru kıyafetlerle değişince rahatladım. Bu sırada gerçekten saat 5 gibi ekip gitti. Alanda tek kalmıştım. Yemek yapıp yedim. Hava kararmasına yakın iki kano daha geldi. Onlar bugün Banavie’den çıkmışlar. Bence kısa ilk gün ile bugünkü yarım günlük etap birleştirilip burada konaklamak gerçekten de daha iyi bir plan olurdu.
Yemekten sonra bu akşam da doğru kürek teknikleri ve dalgada ne yapmak gerekir gibi videoları arayıp izledim. Sanırım bir işi yolda öğrenmek gerçek anlamda buydu.
3.Gün-(Glasdhoire-Leiterfearn)
Bir önceki gece GPS üzerinden hava durumuna bakmıştım. Oldukça rüzgarlı ve yağmurlu gösteriyordu. Sabah kalktığımda yağmur yağıyordu. Ancak çadırdan çıkıp loch’a baktığımda suyun çarşaf gibi olduğunu ve neredeyse hiç dalga olmadığını gördüm. İskoçya havasının değişkenliği karşısında GPS üzerindeki hava tahminleri bile tutmuyor. Rüzgar olmadığını görünce hızlıca eşyaları toplamaya başladım. Kanocular gitmişti.

Tabii rüzgar olmayınca midgeler saldırmaya başladı. Ne yazık ki midge spreyim unuttuğum çantanın içindeydi ama neyse ki kafa siperi yanımdaydı. Onu takıp eşyaları toparladım. Ancak yine de toplama ve yerleştirme kısmı oldukça yorucu oldu.

Ancak suyun üzerine çıktığımda, gelmeden kafamda kurduğum hayale ulaştım diyebilirim. Dalgalarla mücadele olmayınca etrafımdaki Highland manzaralarının ve yemyeşil ormanların güzelliğini fark edebildim. Bol bol fotoğraf çektim.

Loch Lochy’nin bitimine doğru sağa kıvrılan kanala geçiş yapıyorsunuz. Günün ilk portage’ı olan South Laggan’a doğru yaklaşıyorsunuz. İskele burada beklediğimden çok yüksekte kalıyordu; neredeyse 50 cm yukarıdaydı. İlk gün iskeleden çıkarken çok zorlandığım için yanımda getirdiğim iplerle bir sistem yapıp önce kendimi iskeleye bağladım. Böylelikle ben tırmanmaya çalışırken deniz kayağı kaçıp gitmeyecekti. İskeleye çıktıktan sonra ise iplerle çekerek, biraz uzaktan kayağı sudan çıkardım. Suya düşme ihtimalimi ortadan kaldırmış oldum.
Aslında iskelenin solundan ilerleyip bağlı yatları geçerseniz kıyıdan çıkarılabilecek bir alan da varmış, ancak ben bunu çok sonra fark ettim.

Portage kısmında ise videolardan izlediğim başka bağlama tekniklerini denemeye başladım. Yine uzun bir yürütme mesafesi vardı. İlk güne göre çok daha iyi olsa da tekerlekler ara ara hala çıkıyordu. Bu sefer sonlara doğru, kayağın taşıma iplerinden dolayarak iyice sabitlediğim bir yöntem geliştirdim ve bu işe yaradı. Uzun süre çıkmadan kalmasını sağlayabildim.

South Laggan’da yüzer restoran ve bar olan The Eagle Barge bulunuyor. Planımda uğramak vardı ancak günün daha başı olduğu için acıkmamıştım ve pas geçtim. South Laggan kanal kapaklarını geçtikten sonra güzel bir kanal etabına giriyorsunuz. Oldukça keyifli, yeşilliklerin içinde ve kolay bir etap. Kanal bitip Loch Oich başlayınca solda Well of Seven Heavens bulunuyor. Burada mola verip yolun karşısına geçerek kahve almak mümkün. Ayrıca alışveriş yapabileceğiniz küçük bir shop da bulunuyor.

Loch Oich, Loch Lochy’ye göre daha küçük bir loch. Bugün ilk iki güne göre en iyi havayı gördüğüm gündü. Yer yer yağmur yağsa da rüzgar daha azdı ve su daha az dalgalıydı. Bir önceki günden almam gereken mesafeyi alamadığım için planın gerisindeydim. Bir noktada acele etmem gerekiyordu ancak havanın güzelliği ve etrafımdaki manzaraların eşsizliğinden acele etmek hiç içimden gelmiyordu. Üstelik sürekli durup fotoğraf çekmeye çalışıyordum.

Loch Oich’te ilerleyince sol tarafta önce bir tekne batığı ve Invergarry Castle, ardından eski bir malikane karşınıza çıkıyor. Burası Glengarry Castle Hotel. İlerleyince yer yer Loch Oich’te su sığlaşıyor. Özellikle yatlar için işaretler var, ancak deniz kayakları için sorun yaratmıyor. Bu işaretlerin birinden geçerken yol boyunca gördüğüm en büyük gezi teknesiyle karşılaştım ve hızlıca manevra yaparak sığ kısma geçip kendimi güvene aldım.

Gezi teknesinden uzaklaştıktan sonra, aslında bir önceki günün sonunda varmayı planladığım Leiterfearn informal kamp alanına geldim. Saat 3 civarıydı. Aslında daha fazla gidip kaçırdığım mesafeyi toparlamam mümkün olabilirdi ama burayı görünce bu geceyi burada geçirmek istedim. Direkt Loch Oich’in yanında, yemyeşil ağaçların altında oldukça güzel bir alandı.

Tabii bu noktada içimi yiyen bir tarafım vardı; burada kalmak demek yolu tamamlamamak demekti. Ancak sanırım günün sonunda neden bu yolculuklara çıktığımı kendime hatırlatmam gerekiyordu. Hiçbir zaman bir yolu bitirmek, bir bitiş çizgisine ulaşmak ya da bir title/madalya almak için yapmıyorum. Ben orada olmak, o manzaralarda gökyüzüne bakmak, orayı yaşamak için o mesafeleri gidiyorum. Kendime kanıtlamak istediğim kısmı kanıtlamıştım gerisi artık yolculuktan zevk alma kısmıydı. Şu an baktığımda doğru kararı verdiğimi biliyorum.

Buranın yine karadan ulaşımı sadece yürüyüş yolu aracılığıyla var. Gittiğimde kimse yoktu. Çadırımı kurup bol bol dinlendikten sonra Loch Oich manzaralarını izlemeye koyuldum. Dışarda yemeğimi yapıp yedim. Bu sırada 70li yaşlarında yalnız bir kadın yürüyüşçü geldi kamp yapmaya. Onunla sohbet ettik biraz. Yeni bir ayakkabı almış ancak ayağını vuruyormuş. Bir çözüm bulamazsa yolu bırakmak ve geri dönmek zorunda olduğunu anlattı. Ayakkabıyı kesmeyi düşündüğünü söyledi. (Arkasında vuran kısmı). Ben de işe yarabileceğini söyledim. Üst bilek kısmını kesti ve problem çözüldü. Buna çok sevindim.

Muhabbetimiz sırasında benim deniz kayağıyla geldiğimi görünce bana “kolların çok güçlü olmalı” dedi. Sanırım insanlar ne zaman bu tarz yolculuklar yaptığımı duysa ve güçlü olduğumu söylese, içten içe buna pek inanamıyorum. Çünkü bana göre yolu gitmemi sağlayan şey, kollarımın ya da bacaklarımın gücünden çok daha farklı bir şey. Tabii ki spor yapıyorum ve bu beni belli bir seviyeye getiriyor ama uzun zamandır insanların ima ettiği kadar güçlü değilim. Bu, daha çok kararlılıkla bir şeyi gerçekten yapmak istediğinizde sahip olduğunuz bir çeşit güç bence.

Yemekten sonra hava kararana kadar göl kenarında müzik dinledim. Daha sonra çadırda biraz kitap okudum. Bugun artık nasıl yapılır videolarına ara vermiştim. Erken sayılacak bir saate uykuya daldım.
4.Gün-(Leiterfearn – Forth Augustus)
Bugün sanırım en kötü havaya uyandım. Erken bir saatte kalktım ama yağmur olağanüstü bir güçle yağdığı için uzun süre çadırın içinde bekledim. Neredeyse 10’a kadar aralıksız yağdı. Bir noktada yağmurun şiddeti biraz azalınca hızlıca çadırı toplama ve kayağı yerleştirme işine girdim.
Suya indiğimde dalgalar nedeniyle su oldukça çalkantılıydı. Loch Oich’nin sonuna doğru geldiğimde birkaç yerde bağlanan nehirlerin etkisiyle oluşan çalkantı deniz kayağının dengesini bozdu ve neredeyse capsize olmak üzereyken son anda toparladım. Bu sırada yağmur da artınca her şey daha da zorlaşmaya başladı. Loch Oich’nin sonunda kanala olan bağlantı kısmına yaklaşırken çok sağda kaldım. Son rüzgarın etkisiyle sola geçiş yapmak neredeyse imkansız hale geldi. İçeri kıvrılan kıyı kısmına sürüklenip durdum. Sol girmek için döndüğümde dalgalar deniz kayağına dik şekilde geldiğinde dengem bozulup durdu.

Bu sırada durup havanın düzelmesini beklemeye karar verdim. Bir–bir buçuk saat kadar bekledim ancak hiçbir düzelme olmayınca, “Artık devrilirsem de devrileyim, zaten kıyıya yakınım,” deyip gözümü karartarak çıktım. Bolca kürek hamlesiyle devrilmeden kanala girmeyi başardım. Kanala girdiğinizde sağda kalmak gerekiyor; yoksa solda giden nehre yanlışlıkla girebilirsiniz. Aynı yere bağlanıyor ancak akıntı fazla olduğu için deniz kayakları için pek ideal değil.

Cullochy portage’ı kısa bir mesafe. Daha sonra tekrar kanal içerisinde kıyıya kadar devam ettiğiniz, kolay ve güzel manzaralar eşliğinde bir etaba giriyorsunuz. Kytra portage’ında doğrudan kıyıdan çekebileceğiniz bir alan bulunuyor. Buraya gelip kayağı çıkarıp trolley’i takmak üzereyken trolley tekerleklerini sabitleyen vidalardan birini kaybettiğimi fark ettim. Vida olmadığından tekerlek hemen yerinden çıkıyordu.
Birkaç yöntem denerken trolley yerinden çıktı ve deniz kayağı elimin üzerine düştü; bu sırada saatim “kaza algıladı” ve acil yardımı aramak için geri sayımı başlattı. Neyse ki son anda kapattım. Biraz acıyıp kanasa da elim çok kötü durumda değildi. Daha sonra yaralı elimle, bir ip yardımıyla tekerleği bağlamayı ve çıkmamasını sağlamayı başardım uzun uğraşlardan sonra. Yolda ürettiğim kaçıncı çözüm olduğunu artık sayamıyordum.

Kytra kanal kapaklarından sonra Fort Augustus’a kadar yine kanal içinden, kolay ama keyifli bir rotadan ilerliyorsunuz. Fort Augustus’a geldiğimde saat 4 civarıydı. Loch Ness etabına başlamak için geç bir saat. Loch Ness’te mesafeyi çok bölebileceğiniz seçenekler bulunmuyor. Kamp yapmak için yalnızca orta noktasında uygun bir alan var. Özellikle kıyıdan çıkabileceğiniz çok fazla yer yok ve kara yoluna ulaşım da yok. Bu nedenle başladığınızda bitirmeniz gereken bir mesafe. Ben de tüm bunları değerlendirip Fort Augustus’ta kalmaya karar verdim. Zaten bir sonraki gün rüzgar döndüğü için devam etseydim bitirmem imkansız olurmuş.
Fort Augustus rotanın tam yarısında bulunuyor. Birçok restoran, alışveriş dükkanı ve eczane var. Eksikleri tamamlamak için ideal bir yer. Ben Fort Augustus’ta hemen ilk kanal kapağının sağ tarafında kalan küçük yeşil alana kamp kurdum. Yakında kanal işletmesinin tuvaleti ve duşu bulunuyordu.

Rockhopper’a haber verip ertesi gün beni buradan almalarını istedim. Akşam yemek yapmaya üşenip dışarıda yemek istedim; ancak bu küçük kasabada yaklaşık üç restoranın kapısından, rezervasyonum olmadığı ve yer olmadığı için geri dönmek zorunda kaldım. Burası Highland turlarının durak noktası olduğu için oldukça popüler. Biz de iki sene önceki turumuzda burada durmuştuk.
Yemekten sonra biraz dışarıda bir şeyler içip etrafı turladım. Loch Ness’e uzaktan da olsa bakıp, “Bu sefer olmadı ama kesinlikle tekrar geleceğim,” diye düşündüm 😊
Dönüş Yolu
Ertesi gün öğle saatlerine doğru Rockhopper ekibinden biri beni alıp Inverness’e kadar bıraktı. Inverness küçük bir şehir; yarım günlük bir tur yeterli oldu. Her zamanki gibi biraz sahaf gezdim, biraz da gotik mezarlıklara baktım (İskoçya’da yapmayı en sevdiğim iki aktivite). Ertesi gün trenle Edinburgh’a geçip direkt uçuşla İstanbul’a döndüm.
Son olarak;
Bugün tekrar planlama yapma şansım olsaydı, sanırım hava durumunun kötü olma ihtimaline karşı birkaç buffer koyar, daha minimal malzeme götürür ve planlamayı rehber kitap bölümlerine göre değil, kendi limitlerime göre daha farklı yönetirdim.

Her ne kadar rotayı tamamlayamamış olsam da Great Glen Canoe Trail’i ile uzun zamandır hayalini kurduğum uzun mesafe solo deniz kayağı kampını yapabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Ancak bu yolculuk benim için, başından sonuna kadar bilinmezliklerle dolu, çokça mücadele gerektiren bir kararlılık sınavı oldu. Yol boyunca defalarca çözüm üretmem, beklenmedik durumlara uyum sağlamam ve kendi sınırlarımı yönetmem gerekti. Bu süreçte doğada zor anlar karşısında sakin kalabildiğimi, doğru kararlar verebildiğimi ve pratik çözümler geliştirebildiğimi görmüş oldum.
Umarım İskoçya’ya daha fazla deniz kayağı/kano macerası için geri döneceğim. Kim bilir, belki Loch Ness ile yarım kalan hikayeyi tamamlamak için…
Yayınlanma
Güncellenme
Estimated reading time: 188 dakika
Sıkça Sorulan Sorular
Cevap: Great Glen Canoe Trail, İskoçya’daki Caledonian Kanalı ve birkaç loch (göl) üzerinden Fort William’den Inverness’e uzanan yaklaşık 100 km uzunluğunda kano/deniz kayağı + kamp rotasıdır. Bu rota hem kanal hem göl geçişleri içerir.
Rota genelde 4–5 günde tamamlanabiliyor. Ancak rüzgar, hava, kamp koşulları gibi değişkenlere bağlı olarak bu süre uzayabilir.
Ben solo yaptım ama açıkçası firmaların çoğu solo kiralamaya pek sıcak bakmıyor. Su yollarında risk var, rüzgar bir anda dönebiliyor. Yine de doğru hazırlıkla ve kendi limitlerini bilerek mümkün.
Her ikisi de kullanılabilir — kano daha stabil ve daha fazla eşya taşıyabilir, ama daha yavaş; deniz kayağı ise rüzgara karşı daha avantajlı ve solo kullanımda daha pratik olabilir.
Özellikle kanal geçişlerinde “portage” denilen, kano/kayağı karadan taşımak zorunluluğu olabilir — bu ağır ekipmanla zorlayıcı olabilir.Loch geçişlerinde rüzgâr, dalga, su sıcaklığı gibi faktörler göz önünde bulundurulmalı; devrilme (capsize) ve hipotermi riski var.
Yaz döneminde su sıcaklığı ve hava durumu daha uygun görünse de bazı dezavantajlar var (örneğin sinek – “midge” sorunu gibi).Bahar, örneğin Mayıs, genelde daha az yağışlı ve sinek dönemi başlamadan olduğu için tercih edilebilir — ama su ve hava hâlâ riskli olabilir.
Bazı günlerde wild camping yapılabiliyor; bazı konaklamalarda kamp alanı, B&B ya da hostel gibi alternatifler mevcut.
Evet. Yol boyunca karşılaştığım herkes oldukça yardımsever ve destekleyiciydi. Hiç rahatsız edici bir durum yaşamadım. Rotanın ruhu zaten sakinlik ve kendi akışında ilerlemek üzerine.
Kesinlikle daha minimal giderdim. Bir de kötü hava ihtimaline karşı birkaç “buffer” gün eklerdim. Rehber kitabın planına göre değil, kendi limitlerime göre bir düzen kurardım.
Bir Cevap Yazın